Sis: İradesizliğin ve varoluşun anatomisi
Miguel de Unamuno ’nun Sis'i bir roman okumaktan ziyade, puslu bir aynada kendi yansımanla kavga etmek gibi bir deneyim. Kitap boyunca Augusto Pérez denen o adama( benim eziğe) "Kendine gel artık!" diye bağırmak istiyoruz, çünkü karşımızda bir yetişkin değil, hayatın içine fırlatılmış ama henüz 'ben' olmayı becerememiş bir taslak(yarım çünkü)var.
Ezikliğin Felsefesi: Augusto Pérez
Augusto, edebiyat tarihinin(en azından benim okuduğum) gördüğü en iradesiz karakterlerden biri olabilir. Evden çıktığında hangi yöne gideceğine rüzgarın karar verdiği bir adamdan bahsediyoruz. Ya da bir sokak köpeğinin peşine takılıyor. Bir kadına aşık olduğunu fark etmesi bile sanki bir aydınlanma değil, "Herkes aşık oluyor, sanırım sıra bende" diyen bir çocuğun şaşkınlığı gibi. Onun bu "ezikliği", aslında Unamuno’nun bize kurduğu bir tuzak: Bir insan, kendi iradesini bir kenara bıraktığında sadece bir gölgeye dönüşür. Augusto da kitabın büyük bir kısmında sadece o sisin içindeki bir gölge. Rüzgar essin o sis dağılsın diye çok dua ettim ara ara:)
Eugenia: Bir kaçış mı(sıkıştırılmış hayatından), bir kurgu mu?
Augusto’nun Eugenia’ya duyduğu o hastalıklı saplantı, aslında kadına olan aşkından değil; kendi boşluğunu( hayatta annesi tarafından hep geride tutulmuş) doldurma çabasından kaynaklanıyor. Duyguları olduğunu yeni keşfeden birinin o çiğliğiyle, her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Biz okurken onun bu acizliğine dişlerimizi sıkıyoruz ama o, kendi zihninin yarattığı o sisin içinde kaybolmayı, gerçekle yüzleşmeye tercih ediyor.
Ve o meşhur "Tokat": Yazarla Yüzleşme
Kitabın zirve noktası, o nefret ettiğimiz Augusto’nun, bizzat yazarın (Unamuno’nun) ofisine gidip hesap sorduğu o andır.( Tam dedim tamam oluyor, uyanıyor) İşte orada, o ezik
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma