"Derler ki, müzik güzelse, verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan, melodilerde mutluluğu, hüzünlü insan hüznü bulur." Beyaz Geceler (s.86)
Romandaki karakter Feribe'nin payına düşen hüzün olsa da, haletiruhiyesine göre zuhur eden duyguların müsebbibi olan, her ne kadar içindeki debdebeyi sürura kavuşturmaya çalışsa da, inleyen nağmeler eşliğinde fütursuzca alçalıp yükselen, tekinsiz bir devinim ile biteviye dalgalanan ikircikli haline eşlik eden, hatta kendini tutamayıp arada bir salya sümük ağlamasına neden olan şarkılar, işte bunlar:
1. Mustafa Seyran - Elbet Bir Gün Buluşacağızyoutube.com/watch?v=BQ4u-ZO...
Mazi İmha Merkezi’nin danışma bankosunun ardındaki duvara yaldızlı harflerle nakşedilmiş iki cümleden biri olan "Elbet bir gün unutacağız, bu böyle yarım kalmayacak." (s.23) cümlesinde, yazarımızın “buluşacağız” sözcüğünü “unutacağız”a devşirmek suretiyle gönderme yaptığı, bestekâr Mustafa Seyran tarafından bestelenmiş ve güftesi yazılmış, Muhayyer Kürdî makamında, Semâî usûlünde söylenen o muazzam şarkı…
2. Ajda Pekkan - Bir Gün Unutmak İstersenyoutube.com/watch?v=U7HjEWF...
İlk seansı için Mazi İmha Merkezi’ne giden Feribe’nin kulaklarından kalbine hücum edip, beynine verdiği direktiflerle aşk acısını nasıl bertaraf edeceğine dair telkinlerde bulunan şarkı…
“Kısa yolculuğumuz boyunca asansör müziği olarak Ajda Pekkan'ın ‘Bir Gün Unutmak istersen’ şarkısını dinledik. Ajda'nın ‘Beni gördüğün yerde dolaşma, tatsız geçmiş günleri anımsa, rastlaşırsak bile selamlaşma, mutsuzsam da arama’ tavsiyeleri eşliğinde dördüncü kata vardığımızda, merkezin bir gökdelenin tepesinde olmayışından memnuniyet duymaya çalıştım. O esnada dünyaya edebi kahraman olarak gelsem, kuşkusuz
“Acı veriyorsa geçmiş, demek ki daha geçmemiş…”
resmim.net/i/1.TkvC0iNermin Yıldırım’a göre insanlar üçe ayrılır: Geçmişte yaşayanlar, bugünde yaşayanlar ve gelecekte yaşayanlar… Geçmişte yaşayanlar hep maziyi kurcalar, ‘keşke’lere, pişmanlıklara saplanmış yaşar. Gelecekte yaşayanlar yarının kaygılarından kafasını kaldıramaz. Bugünü yaşayanlarsa, çocuklardan ve delilerden mürekkep şanslı bir azınlıktır… Nermin Yıldırım ise kendini bildi bileli ilk kategoriden paçayı kurtaramaz. Sürekli “Neden?” diye sormak ve cevabı bulmak için geriye doğru bakmak gibi fena bir huyu vardır, bu sebeple yazarken de ekseriyetle hep bunu yapar.
Unutma Dersleri romanı da, yasak bir aşkın kurbanı olan ve geçmişe saplanıp kalmış Feribe’nin önce kendi ağzından mizahi bir dille anlatılan trajikomik hikâyesinin girizgahıyla başlıyor; sonrasında namını duyduğu Mazi İmha Merkezi'ne, “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızasını sildirebileceği umuduyla gitmesiyle birlikte birbirinden ilginç ve beklenmedik olaylar ardı ardına patlak veriyor…
(*Yazar, ayrıca MİM denen bu acayip kurum vasıtasıyla en sevdiği yazarlardan biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne de göndermede bulunmayı ihmal etmiyor. s.259)
Nermin Yıldırım’ın romanlarındaki karakterlerinin hepsinin de özel bir anlamı var. Zaten yazara göre insan ismiyle yaşar ve isminin önemi de anlamında gizlidir. Unutma Dersleri ’nin Feribe’si de “aldatılan” demek…
Kalbini kaptırmış olsa bile, aklını korumak derdindedir, Feribe…
youtube.com/watch?v=NWcMIJL...
Acı
“Beklemek çünkü, bir olmazı oldurmayı umanların safdilliğidir. Gelecekler zaten kalbinizi yormadan gelir. Bekletmek, gelmeyeceklerin işidir. Bu yüzden, en çok gelmeyecek olanlar beklenir.”