Bir gün ailenizin, toplumun veya işyerinizin sizden beklediği, omuzlarınıza yüklediği ve göreviniz haline gelmiş şeyleri yapmasanız ya da yapamaz hale gelseniz… Tüm bu insanların tepkisi nasıl olurdu?
Kafka’nın metaforlarla anlattığı bu durum Gregor Samsa’nın bir sabah böcek olarak uyanmasıyla başlıyor. Fedakar, çalışkan, ailesi için hayatını feda etmiş olan Gregor Samsa’nın hayatında bu değerler birden anlamını yitiriyor. Sanayileşmenin hızlandığı, insanların robotlaştığı, hem toplumsal hem aile içi ilişkilerin anlamını hızla yitirmeye başladığı bir dönemde yaşayan Kafka bu uzun hikayesi ile tüm bunları anlatarak dünya klasikleri arasına girmiştir.
Yazar Franz Kafka 1883’de Prag’ta Yahudi asıl bir ailede dünyaya geldi. Kafka, 1924’te 40 yaşında vefat etti. Yakın arkadaşı Max Brod’a eserlerinin hepsini yakmasını vasiyet etti. Max Brod, bu vasiyeti yerine getirmedi ve dünya edebiyatına Kafka’nın önemli eserlerini kazandırdı..
Kitabı Can yayınlarından çevirmeni Ahmet Cemal’in harika önsöz ve sonsözüyle okudum. Kitabın daha önceleri Değişim adı ile çevrildiğini, ancak adının gerçekte Dönüşüm olması gerektiğini Ahmet Cemal’in yazdığı önsözde şu şekilde açıklıyor: “Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat başkalaşımdır. O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur.”
Kitap ile ilgili dikkatimi çeken noktalardan birisi de Kafka'nın yayınevine bir mektup yazarak kitabın kapağına kesinlikle böcek çizilmemesini istemesi oldu. Keşke yazarın bu isteği şu anda da yayınevlerince dikkate alınsa diye düşündüm.
Hepimiz toplumun dayattıklarından şikayet ederiz. Robotlaştırıldığımızdan da. Ama dönüşme imkanımız olsa herhalde bir böceğe dönüşeceğimizi düşünmeyiz. Çok daha güzel
Dağın Öte Yüzü Üçlemesinin 2. kitabı ‘Yer Demir Gök Bakır’. İlk kitap Ortadirek’te Yalak Köylüleri Çukurova’ya pamuk toplamaya gitmiş ama Muhtar Sefer’in oyunuyla olabilecek en kötü tarlaya düşmüşlerdi.
YDGB da ise köylerine dönen Yalak halkı elde yok avuçta yok borçlu oldukları Adil Efendi’yi beklemeye başlarlar. Çaresizlik ama nefes aldırmamacasına, fakirlik ama buzların üzerine çıplak ayakla bastırırcasına.
‘Başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. Ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikayelerini örer.’ diyor ya kitabın tanıtım yazısında. İşte tam da bu şekilde hikayelerini örer köy halkı. Memidik’in gördüğü bir düşle başlayıp Taşbaşoğlu’nu ermiş yapmaya kadar giden hikaye böyle bir ortamda yeşermeye başlar.
Ne köyün en aklı başında insanı olan Taşbaşoğlu önüne geçebilir bu ermişliğin ne de köylüyü her zaman bir şekilde dize getirmeyi başaran Muhtar Sefer.
Kitapta yeni karakterlerin yanı sıra üçlemenin baş karakterleri Koca Halil ve Meryemce yine başrollerdedir. Koca Halil köylünün kendisini öldüreceğini düşünmektedir ve çok korkmaktadır. Hiç huzuru yoktur. Saklanır ve öldüğüne dair haberler yayar. Fakat köylü ölmediğini öğrenip onu affettiklerini söylediğinde de ‘Beni öldürecek kadar hesaba almıyorlar’ diyerek deliye döner.
Meryemce ise Koca Halil’e mevlüt okutan köylüye kızar, konuşmama yemini eder. Kimseyle tek kelime konuşmamaktadır. Ama öyle bir zaman gelir ki konuşmadan, sadece dağ gibi dikilerek tüm köylüye özellikle kadınlara liderlik edebilir. Meryemce Türk edebiyatında en sevdiğim karakterlerden biri olmuştur.
Hem toplumsal korkunun, dönemin sosyolojik, kültürel yapısının gözler önüne serildiği ; hem de tek tek tüm karakterlerin hissedildiği, kişilik/psikolojik analizlerinin
‘Comala’ya geldim, çünkü bana babamın burada yaşadığı söylendi. Pedro Páramo adında biriymiş.’
Bu cümleyle başlayan Pedro Paramo Latin Amerika edebiyatının kült olmuş eserlerinden birisi. Yazarı Juan Rulfo, 1918 Meksika doğumlu. Gerçekle fanteziyi bir araya geçirdiği yazılarıyla İspanyol ve Latin Amerika yazarlarını çok etkiledi. 1986 yılında hayata veda etti.
Pedro Paramo da gerçekle hayalin, ölümle yaşamın birbirinin içine geçtiği, kısa ama okunması o kadar da kolay olmayan romanı. Kitap babasını aramak için ıssız ve fantastik köy Comala’ya gelen Juan Preciado, babası Pedro Paramo ve Paramo’nun tek gerçek aşkı Susanna San Juan’ın çevresindeki olaylara odaklanır. Fakat yazar bunları zamanda ileri / geri atlamalar yaparak, esrarengiz karakterlerle ilginç ve büyülü bir anlatımla veriyor. Ve bir süre sonra kitapta okuyan gerçekten şaşıracağı bir süprizle anlatıyor. Okurken köyün ıssızlığı, ıstırap çekenlerin acısı, Pedro Paramo’nun acımasızlığı, aşıkların aşkı elle tutulurmuş gibi hissedilebiliyor.
Yaşar Kemal’in kendi dönemindeki Çukurova’yı ve insanları anlattığı şahane bir dili vardır. İnsanları çok iyi tanırsınız okuyunca, çiçeğin kokusunu duyar, ayazın soğunu hissedersiniz okurken. Ona yakın bir tat aldım Pedro Paramo’da. Belki o kültürün içinde yaşamış birisi olsaydım onun kadar tat alabilirdim
Meksika tarihine, aile ilişkilerine, suça, kötülüğe, dine, aşka dair kısa ama derin bir kitap. Büyülü gerçeklik tarzında kitapları sevenler veya merak edenler için…