"Türkiye'de hapishanedeyken hatırıma gelen veya Mayakovsky'nin, Meyerhold'un devrimci tiyatrosundan sonra devrimci düşlerimin ülkesinin sahnelerinde böylesine 'küçük- burjuva' kafalı bir tiyatro görünce acı ve şaşkınlık duydum."
Nâzım Hikmet
"Mal, mülk, makam insanı değiştirir." derler. Gerçekte ise durum hiç de böyle değildir. Mal, mülk, makam insanı değiştirmez; insanın ne olduğunu ortaya çıkarır.
(...)
Her şey dikkatimi dağıtıyordu, en çok da kendim. Robert bazen benim tarafıma gelip beni azarlardı. Onun düzenleyici eli olmayınca, tam bir karmaşa içinde yaşamaya başlamıştım. Daktilomu bir portakal kasasının üzerine yerleştirdim.Yerler, üzeri yarım kalmış şarkılar, Mayakovsky'nin ölümü ve Bob Dylan üzerine düşünceler karalanmış kağıtlarla doluydu. Odamın dört bir yanına eleştiri yazılacak plaklar dağılmıştı. Duvarlar kahramanlarımla doluydu ancak çabalarım pek de kahramanca sayılmazdı. Yere oturup yazmaya çalıştım, fakat yazmak yerine saçlarımı kestim. Olacağını sandığım şeyler olmamıştı. Asla olacağını tahmin etmediğim şeylerse, bir bir gerçekleşti.
(...)
(...)
Hep aç olurdum. Yediklerimi çok çabuk sindirirdim. Robert benden çok daha uzun süreler boyunca açlığa dayanabiliyordu. Paramız yoksa yemek yemiyorduk. Robert kendini pek iyi hissetmese de iş görebiliyordu, fakat ben bayılacak gibi oluyordum. Yağmurlu bir öğleden sonra canım o peynirli marullu sandviçten çekti. Eşyalarımızı karıştırıp tam elli beş sent buldum; gri pardösümü ve Mayakovsky şapkamı giyip Automat'e gittim.
Tepsimi alıp bozuklukları attım ancak pencere açılmadı. Tekrar denedim, boşunaydı. Sonra fiyatın altmış beş sente çıktığını gördüm.
En hafif tabirle hayal kırıklığına uğramıştım ki, "Yardımcı olabilir miyim?" diyen bir ses duydum.
Arkamı döndüm. Sesin sahibi Allen Ginsberg'di.
(...)