Bulaşık yıkayan maymun istiyorum.
Duygu ve Düşünce
İnsanoğlunun gerçekten değiştirebileceği sadece kendi yüreğidir; yürek hoşgörüyle değil alçakgönüllülükle açılır. Yürekte değişim zordur, zahmetlidir, gizlidir, genellikle yalnızlığın ve minnetsizliğin habercisidir, ama başlattığımız bu yıkıcı yürüyüşü düzeltmek, maymun-insan ve şey insanı, insanlığın merhametiyle dolu bir insan haline getirebilmek için tek çare budur. Gerçek kurtuluş söylemi hoşgörüden değil kırılganlıktan geçer. Yalnızca kırılganlık -yaratılmışlar olarak paylaştığımız kırılganlık-yukarıya doğru gerçek bir açılıma taşıyabilir; sağlam bir temel üzerine kurulmuş diyaloğa ulaştırabilir. Sadece kırılganlığı kabul edersek içimizde merhametin gücünü olgunlaştırabiliriz, sadece kırılganlığı derinden gözlememiz durumunda içimizde dünyayı değiştirmemize hak tanıyabilecek olağanüstü güç doğar: Bu da uysallığın gücüdür. Var Olan Ada
Kitap Alıntısı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsanlığın ve Teknolojinin Çalışma Algoritması.
İnsan beyni, konfor alanındayken işlemci hızını düşüren evrimsel bir enerji tasarrufu moduna sahiptir. Ortada somut bir tehlike, kriz ya da hayatta kalma savaşı yoksa, içimizdeki o ilkel 'maymun beyin' maliyetli olan rasyonel kapasiteyi resmen kısar, bizi tembelliğe ve statükoya iter. Ancak ne zaman ki varoluşsal bir tehdit, bir yıkım veya ölüm kalım anı baş gösterir; işte o zaman amigdala kontrolü tamamen ele geçirir. Biyolojik sistem tüm kaynaklarını rasyonel ve refleksif hayatta kalma mekanizmalarına aktararak işlemciyi en üst seviyede 'overclock' eder, beyni tam teşekküllü ve sıfır hata payıyla çalıştırmaya başlar. Bugün medeniyet, konfor ve iletişim zannettiğimiz internet, GPS, yapay zeka ve mikroçipler gibi tüm makro teknolojilerin kökeninde, türümüzün birbirini daha hızlı ve kitlesel şekilde yok etme hırsı (askeri lojistik) yatar. Toplumların en büyük bilimsel sıçramalarını dünya savaşlarında (mutlak ölüm korkusu altındayken) yapması ile bireyin bir kriz anında dahiye dönüşmesi aynı evrimsel yazılımın ürünüdür: İnsan zihni saf bilgi aşkıyla değil, sadece vahşi bir hayatta kalma dürtüsüyle sınırlarını zorlar; barışta çürümeye, savaşta ise tavan yapmaya programlanmıştır.
Alıntı
Başladıktan sonra ilgimi çekmeyen kitapların bir süre sonra okuma alışkanlığımı kaybettirdikleri için aynı anda birden fazla okuyarak bu sorunu çözmeye karar verdim. 3 kitapla başladığım bu değişim an itibarıyla maymun iştahım yüzünden 8 kitaba çıktı.
kan sporu // (1988) — 1988 yapımı, `jean-claude van damme`'ı jean-claude van damme yapan, mahalledeki her çocuğu bacak açma egzersizleri yapmaya zorlamış efsanevi filmi. (bkz: bloodsport). trt ekranlarında `pazar sineması` kuşağında ya da star tv'nin bol reklamlı gece yarısı kuşağında `parliament sinema kulübü` de az izlemedik bunu. `frank dux` isimli bir abimizin (ki kendisi gerçekte var olduğunu iddia etse de hikayeleri hep bir şehir efsanesi tadındadır) gizli bir yer altı dövüş turnuvası olan "`kumite`"ye katılmasını anlatır. filmdeki her şey mi ikonik olur arkadaş? `jcwd`'ın turnuvaya alınmak için tuğlayı değil de altındaki tek bir mermeri kırdığı o sahne. `gözlerine kireç fırlatıldıktan sonra kör` `topal dövüşüp, hocasının` "gözlerinle değil kalbinle gör frank!" felsefesiyle `chong` li'yi patates etmesi. her dövüşçünün kendine has dövüş stili (özellikle maymun stili dövüşen abimiz favorimdi). ve tabii ki filmin ana kötüsü `chong li`'yi oynayan `bolo yeung`. adamın göğüs kaslarını oynatarak yaptığı psikolojik baskıyı bugün mc fit spor salounda ki hocalar yapamıyor. — dövüş sahnelerindeki o yavaş çekimler (`slow motion`) ve `van damme`'ın havada döner tekme atarken attığı o unutulmaz çığlıklar sinema tarihine altın harflerle kazınmıştır. oyunculuklar yerlerde sürünür, senaryo düz çizgilidir ama hissettirdiği o saf `80'ler` aksiyonu ve gaza getiren müzikleri için bugün bile oturup baştan sona sıkılmadan izlenir. - `frank dux`'ın `kumite`'de finale çıkıp `chong li`'yi pes ettirirken attığı o son çığlık eşliğinde bacak bacak üstüne atıp çay içmek... 90'larda çocuk olmanın en büyük lükslerindendi. hastasıyız. appraf.com/title/movie/blo... [cdn.eksisozluk.com/2026/6/11/f/f9b...
Gazeteci olamıyordum, yazar olamıyordum, iyi bir kadın bulamıyordum, ortalıkta kaşınan bir maymun gibi dolaşıp, hiçbir işe yaramıyordum. Charles Bukowski