Bambaşka bir hikayesi olabilirdi şeklinde bir yorumla bitirdiğim ve içime bıçak saplayan bir roman.
Kitabın sonunda gözyaşlarınız istemsizce akıyor.
Tam bir Türk filmi havasında.
Buram buram Anadolu
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,4bin okunma
Kitabı beğenmedim. Bu nedenle yarım bıraktım. Bana göre bir kitap değil. Arka kapak yazısı ve ismi duygusal bir anlatım beklentisi içerisine sokmuştu beni. Ancak daha çok düşüncelerden oluşan bir kitapmış. Ayrıca anlayabilmek için belli bir kültüre sahip olmak gerekiyor diye düşünüyorum. Aslında ya kitabın başlığı değişmeli ya da arka yazısı. Belki beklenti içerisinde olmasaydım daha kolay okunabilir olurdu.
Naçizane fikrim duygusal beklentiyle okumayın. Ayrıca söyleşi tarzında olduğu için yazıldığı dönemin ve geçmişteki gündem olaylarını bilmek gerekiyor. Bu birikime sahip olduktan sonra okumayı tavsiye ederim.
Bu kitabı bir psikolog arkadaşım sayesinde keşfettim. Sonrasında kitaba merakım artmaya başladı ve okumaya başladım. Bir psikolog olmadığım için bazı sözcükler benim için yabancı olsa dahi bu kitapta bana dair bir şeyler olduğunu hissettiğim için okumaya devam ettim.
Öncelikle bu kitap tamamen hayatın içinden gelen olayları kapsıyor. Biz kadınlar genel olarak toplumsal olayların duygusal yüklerini yüklenmek zorunda olduğumuzu hissediyoruz. Bu duygu bizim geçmişten gelen mirasımız misali bir duygu. Öfkemizi çoğu kez içimizde saklı tutuyoruz.
Size de öfkelenmek kötü bir duygu gibi hissettirildi mi ?
Bende böyle düşünmekteydim.
Aslında düşünülünce duyguları iyi veya kötü olarak tanımlamanın mantıklı bir yanı olmadığı anlaşılacaktır. Öfke de bu kötü olarak tanımlanmış duygulardan bir tanesi.
Bu kitap bana bunun yanıltıcı bir düşünce olduğunu fark ettirdi. Öfke, aslında içimizdeki potansiyeli kullanmadığımız sürece ortaya çıkan bir duyguymuş. Hatta benliğimizi bulmamıza ve onu sağlamlaştırmamıza yarayan bir duyguymuş. Ancak öfkelenmek tek başına yeterli olmuyor. Çünkü öfkelendiğimizde nasıl davranacağımız benliğimizi oluşturmakta. Öfkemizi bizi aşağılara çeken bir ağırlık, kötü bir duygu olarak tanımlamak yerine. Elektrik sigortaları misali bizi korumaya çalışan bir duygu olduğunu düşünmek gerekir.
Benliğimizi korumak öfkelenmeyi nasıl kontrol ettiğimize bağlı. İşte bu kitap içerisindeki örneklerle bize bunun yolunu bir nevi gösteriyor. Rehberlik ediyor. Eğer ki öfkelenmek, bir bataklıksa maalesef hiçbir zaman yararını anlayamayacak, ancak bir merdivense yukarılara taşınacağız.
Öfke konusunda bu kitap tamamen yeterli midir, bilmiyorum. Ancak faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hatta farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacağını düşünmekteyim. İyi okumalar dilerim.
Bazı insanların gözünden değerimi görmek için bile ölüm merak uyandırıyor. Ölsem üzülür mü duygusu. Stefan Zweigh ın "Bir Çöküşün Hikayesi" adında kitabında kısmen bundan bahsediyor. Baş kahraman kendini öldürdükten sonra bir kaç dedikodudan sonra kimsenin umrunda değildi. Keşke onlara inat yaşamayı seçseydi dedirtti bana.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,8bin okunma
Kitabın 910. Sayfasında Anna'nın Levin'e Kitinin kendisini bağışlamasıyla ilgili olarak "eğer durumum yüzünden beni bağışlamıyorsa, ondan hiçbir zaman beni bağışlaması istemediğimi iletiniz.
Bağışlamak için, benim çektiğimi çekmek gerekir." Şeklinde sözler söyledi. O kadar doğru ki bağışlamaya hakkımız olması için o Kişinin yaşadıklarını yaşamamız gerekiyor. Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir diye bir söz okumuştum. Çoğumuz sınanmadığımız yerlerin eleştirisini yapıyoruz. Hakkımız var mı?
Ya o Kişinin yaşadıklarını yaşarsak?
Anlamak için bu gerekmez mi?
Felakete davetiye çıkarmak değil midir bu? Anna Karenina
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,5bin okunma