Rahatça oturun ve gözlerinizi kapatın ... Şimdi önünüzde oturan kendinize baktığınızı hayal edin. Sanki bir aynada yansıyormuşçasına önünüzde oturan kendinizin görsel bir imgesini oluşturun. Bu imge nasıl oturuyor? Bu imge ne giyiyor? Nasıl bir yüz ifadesi görüyorsunuz?
Hiddet, kıskançlık, yalan söyleme, hınç, suçlama, açgözlülük… Bu yasak hisler ve davranışlar karanlıkta kalan ve inkâr ettiğimiz tarafımızdan yani kişisel gölgemizden ortaya çıkar.
Herkesin bir gölgesi vardır ve bilinçli yaşamında birey ona ne kadar az yer verirse gölge o denli karanlık ve yoğun olur. Birisine karşı açıklanamaz bir antipati hissettiğimizde, kendimizde uzun süre gömülü kalmış, kabul edilemez bir özellik keşfettiğimizde, öfke, haset veya utançtan bunalıp bu duygulara yenik düştüğümüzde gölgemizle karşılaşırız.
Gölge yalnızca bireysel bir sorun değildir.Grupların ve toplumların da ırkçılık, günah keçisi bulma, düşman yaratma ve savaş gibi tehlikeli davranışlara götüren kolektif gölgeleri vardır.
Dışında bir macera yaşamazsan içinde de bir macera yaşamazsın. Sınırlarını öğrenmek zorundasın. Sınırlarını öğrenmezsen hayal gücünün ve tanıdığın insanların beklentilerinin yapay engellerine takılırsın. Oysa yaşamın yapay engellerle kuşatılmayı hoş karşılamaz. Bu engeller senin gerçek sınırların değil, sana yok yere şiddet uygulayan nedensiz sınırlar.