Murat BOLAT

Murat BOLAT
@mbolat07
Memento Vivere Serendipity instagram.com/m_bolat0
Yüksek Lisans
Mersin
Mersin, 5 Temmuz
135 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Bu sistemin asıl başarısı, bireylere tüm bu çöküşün suçlusunun yine kendileri olduğunu düşündürebilmesidir. Yeterince çalışmadın, yetenekli değilsin, zamanı iyi yönetemedin… Oysa gerçek şu: Artık emekle bir yerlere gelmek mümkün değil. Ve bunu en acı biçimde yaşayanlar da yine en çok emek verenler. İnsanlık tarihi, büyük savaşlar, yıkımlar, salgınlar yaşadı. Ama cehaletin bu denli sistematikleştirildiği, zekânın ve vicdanın bu kadar değersizleştirildiği, ahlaki çöküşün bu kadar normalleştirildiği bir çağ belki de hiç yaşanmadı.
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İçinde yaşadığımız bu düzen, emeği değersizleştirmiş, liyakati susturmuş, vicdanı görmezden gelmiş bir sistem üretmiştir. Bazılarına sınırsız imkanlar sunulurken, geniş halk kesimlerine ise yalnızca “çabalayamamış olmak”la suçlanmanın utancı kalmıştır. Oysa gerçek şudur: Artık ne çaba ne eğitim ne de yetenek, bu düzenin içinde size insan onuruna yakışır bir yaşam vadetmiyor. Çünkü sistemin dili tamamen değişti.
Hayata Dair
Bazı insanlar, kendilerine soğuk davranan, yüzüne gülmeyen, takdirini esirgeyen kişilerin peşinde dolanırken; kendilerine iyi davranan, kibar insanlara mesafe koyar. Neden? Bunun üzerine düşünürken şunu fark ettim… Bu kişiler ciddi anlamda düşük bir öz saygıya sahip. “Bana tam iyi davranmayarak üstün görünen bu insanların az da olsa sevgi ve saygısını kazanayım ki, değerli olduğuma inanayım” diye düşünüyorlar. Bu yüzden ortamın “popüler ve kaba tiplerinin” dibinden ayrılmazken, iyi insanlardan uzaklaşıyor ve onlara yetersiz davranıyorlar. Oysa kendini gerçekten seven biri, ilişkilerini dilencilikle değil, seçicilikle yaşar. Kendisine değeri kırıntı gibi sunan birine tahammül etmez… Birinin dudak ucuyla verdiği onayı beklemez. Kendini merkezine alır, kendi iç iktidarını kurar… Oraya uymayanı siler atar. Bu, güçlü bir öz saygının göstergesidir. Onun hayatında tek bir mottosu vardır: “Bana hep yarım mı veriyorsun? Hadi tamamınla birlikte sana güle güle şimdi.” Bu döngü: “Ortamda popüler tiplerin arkadaşlığını kazanmaya çalışan” erkeklerle, “Şiddet faili partnerlerler seçen” kadınlarda var. Öyle duygusal bir açlık içindeler ki, ortamda “ulaşılmaz görünen o karakterin” bir gülümsemesini kazanmak uğruna, her şeyi sineye çekiyorlar.
Duygu ve Düşünce
Bazen huzuru korumaya çalışmak için tek taraflı çaba sarf etmek, bir erdem değil; çok erken yaşlarda öğrenilmiş hayatta kalma stratejilerinden biridir. Bu nedenle kendimizi tam olarak güvende hissetmediğimiz ortamlarda ve ilişkilerde aramızdaki bağı korumanın ya da kabul görmenin tek yolunun sessiz kalmak ya da durumu, kişileri idare etmek olduğunu sanmış olabiliriz. Halbuki, kendimizi ifade etmemek, kendimiz olmamak ve ışığımızı kısmak pahasına kurduğumuz bağların sahici ve sağlıklı olması pek mümkün değildir. Kendi gerçekliğimizi feda ettiğimiz ve kendimizi gizlediğimiz hiçbir yerde kalıcı huzurdan ve sağlıktan bahsedemeyiz. İç dünyamızda kendimizle ilişkimizi düzenlemek adına attığımız adımlar ve aldığımız yollar ise bizi gittikçe daha sahici bağlara, insanlara yaklaştırır. Katlanılan değil, seçilen insanlara ve bağlara...
Duygu ve Düşünce
Makbul, Makul, Kabul Kendimizi sevemezsek başkaları da bizi sevemez fikri bana pek doğru gelmiyor. Çünkü, kendimi sevmediğim zamanlarda bile beni seven insanların sevgisini ve varlığını her zaman hissetim. Kendini sevmekte zorlanan insanların sevildiğine de tanıklık ettim. Fakat, gözlemlediğim kadarıyla, kendimizi sevmekten ziyade, kendimizi kabul etmezsek; bize yaklaşmak, biriyle herhangi bir bağ kurmak ve bu bağın sevgiye, saygıya, dostluğa, yakınlığa dönüşme ihtimali pek olamıyor maalesef. Kendimizi kabul etmek ve kabul görmek için en makbul ve en makul halimize de gerek yok. Hatta sadece bu makbul ve makul halde olarak gerçek bir bağ kurmak da pek mümkün değil. Yeterince yaklaştığınızda hiç kimse böyle değil zaten. Daha çok sosyal filtreleri olanlar var ve daha kendi gibi olanlar. Kendimizle ilişkimizde “sevgi” yerine önce “kabul” diyorum evet. Kabul, sevilmesi daha zor yanlarımızı ve kusurlarımızı saygı ile sahiplenmektir. Kabul; kendini ispatlamak zorunda hissetmemenin, hayatı bir sahne performansına çevirmemenin, yaşamı ezberlere indirgememenin ve kendi özgünlüğünü kucaklamanın başkentidir.
Hayata Dair