"Japonya'nın ani, beklenmedik ve şasırtıcı Avrupalılaşması ispat etti ki, emperyalistler tarafından girişilen, Avrupalılaşma milliyetçilik icabı diye sunulunca, can-ı gönülden benimsenebilmektedir. Japonlar, Avrupalılaşmaya bir yandan doğrudan doğruya ve zorlama yoluyla mâruz kalırken, öte yandan Avrupalılașma onlara, dolaylı olarak ve demokratik bir yoldan, Amerika tarafından telkin edildi. Çin'den geler Asyaî bir kültür ve medeniyetin etkisi altında kalmış olan Japonlar, Avrupa medeniyetini de kolayca ve tehâlükle kabul ettiler. Japonya bir nesillik pek kısa bir zamanda yalnız Avrupalılaşmış bir millet olmakla kalmadı, Çin Asya'sına tașmak için Avrupa devletleriyle yarıșa girdi, sadece ticari pazarlar peşinde koșmadı, nüfus artıșını boşaltmak için sömürgeler de aradı.
Bu çatışmada İngilizler, Rus düşmanlarına karşı adalıları desteklediler. zira Rusların güneye, İran'a ve Orta Asya'ya doğru yayılmaları Hint'teki Pax Britannica`yı tehdit etmekteydi. 1894 Çin-Japon savaşında da bir Asya devleti olan Çin'in Avrupalılaşmış bir Japonya tarafından bozguna uğratılması, bütün ilerici Asyalıları Avrupa'nın bir zaferi olarak memnun etti"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Emperyalizmler ele geçirdikleri ülkeleri yok etmek için onları kendilerine benzetmek isterler. İngilizler İngilizleştirmek, Fransızlar Fransızlaştırmak, Portekizliler Portekizleştirmek peşindedir önceleri. Hıristiyan korsanların istila sınırları genişledikçe bu tabirler yetersiz kalmaya başlar, daha müphem, daha kucaklayıcı bir tabir keşfedilir: Avrupalaștırma. Giderek bu mefhum da fazla dar, fazla gurur kırıcı bulunur, yerine yeni bir yalan bayraklaştırılır: Batılılaşma. Şuurlanan Doğu bu kelimeden de rahatsız olunca modernleşme sahneye çıkarılır.
Çağdaşlaşma bir yana, bütün lafızlar Avrupa'nın zade-i melanetidir. Yabancılașan aydınlarımız, nezleye yakalanır gibi yakalanmış onlara, ne mahiyetlerinden ne tarihlerinden haberleri var. Bu itibarla düşmanlarımızın istismarlarını gizlemek için uydurdukları bu yabancı kelimelerden ne anladıklarını açıklamak çalışmamızın ilk faslını teşkil edecektir. Önce Avrupalılaşma.
Bir kere daha hatırlatalım. Çağdaşlaşma bulanık suda balık avlamak isteyen alafranga aydılarımızın uydurdukları bir kelimedir. Kimine göre mukaddeslerimiz çağ dışıdır, kimine göre kapitalizm.³
Avrupalılaşmaya gelince... Bir kıta, bir medeniyet câmiası hüviyetini nasıl değiștirir, daha doğrusu değiştirebilir mi? Asya Asya'dır, Avrupa Avrupa. Kelime, Batı'nın yükselme devrinde, Batılı sömürgeciler tarafndan imal edilmiştir. Tanzimat intelijansiyasının meçhulü olan bu mefhum sonraları bir bayrak olmuş, tarihlerinden kopan bir avuç şaşkının omuzladığı bir teslimiyet bayrağı. Bir iflâsin ifadesidir Avrupalılaşma, bir inkâr çılgınlığı, bir intihar kararıdır."
Rodinson, çağdaş dünyayı sanayileşmiş ve sanayilesmemiş diye ikiye ayırıyor. Daha aydınlık yani daha ilmî bir sınıflandırış. Değer yargısı belirtmiyor, sanayileşmek iyi de olabilir kötü de. Daha doğrusu, sayısız mahzurları olan bir mecburiyet-i elime. Azgelişmişlik yalanı ise sömürgecilerin kendilerine vesayet hakkı kazandırmak için uydurdukları bir mahkûmiyet kararı. Ah bu Avrupa! İngilizler dünyanın en büyük medeniyetlerinden birini yok ederler: Hint'te kasırga gibi eser, tezgâhları söker, mabet taşlarını müzelerine aktarır, insanlığın yüzünü kızartacak zulümler icat ederler. Bu habasetler insansever Marx'a latifeler ilhâm eder: "Doğuda içtimaî değişiklikler ancak Avrupa'nın istilâsı sayesinde gerçekleşebilir... Aferin İngilizlere, istikbalin büyük Hindistan'ını yaratmak, yani Hindistan'ı çağdaş medeniyete ulaştırmak için bu sıkıntılara katlandılar" der. Yine Marx`a göre "sanayi bakımından gelişmiş ülke, azgelişmiş ülkeye geleceğinin imajını sunar sadece"