Her şeyi bu kurala uydurmak da
gerekmez. Çünkü gereksiz ve anlamsız uzunluk bir yana
bırakılırsa, sözlerimizin uzunluğunu, beğenilmek isteğine
uydurmaya hiç de gereksinimimiz yoktur; verilen bir sorunun
çözümünü en kolay, en çabuk bulmak yoluna gelince; akıl
onu birinci sıraya değil, ikinci sıraya koymayı ve türlere
ayırmayı öğreten yönteme daha fazla, hepsinden üst değer
vermeyi buyuruyor; sonra çok uzun bir söz dinleyenin
kafasını daha çok çalıştırıyorsa, uzunluğu nedeniyle
sabırsızlanmadan sonuna kadar devam etmeyi emrediyor;
bizimkiler gibi konuşmalarda sözün uzayıp gitmesini
beğenmeyen ve konunun çevresinde dolaşmamızı doğru
bulmayan bir adam karşısında da sabırsızlanmamalı;
tartışmanın uzunluğunu eleştirdikten sonra çabucak ve hemen
gitmesine izin vermemeli; bu eleştiriyi yapanın, kısa sözün
dinleyenleri dialektiğe daha yetili kılacağını, gerçeği
düşünceyle kanıtlamada daha usta bir hale sokacağını
göstermesi gerekir. Başka nokta üzerine yapılabilecek eleştiri
ya da övgülere gelince, bunlara hiç aldırmamalı; dahası onları
dinliyor bile görünmemeli. Zaten sen de benim gibi
düşünüyorsan bunun üzerine konuşmanın bu kadarı yeter.
Yapılan şeyi kendileri yapmadığı halde,
onlarsız kendi işini görmesine olanak olmayan araçların
vericisi bütün sanatlar ancak yardımcı nedenlerdir, asıl şeyi
yapanlar ise asıl nedenlerdir.
Kulaklarıma son bir şey söyle. Uzun uzun anlat bana geride kalan aşkın yollarına. Nefesini içime üfle. Bazı aşklar ayrılıktan sonra başlanmış. Benimki öyleydi. Bizimki öyleydi. Ben öldüm senden sonra. Ayrılırken, ölürken, bir daha dolmazken bir tek sesin kaldı kulaklarımda. Benden artan yıllar, kalırsa senin olsun bundan sonra