Montag duraksadı. "Ne... hep böyle miydi? İtfaiye binası, işimiz? Yani, şey, evvel zaman içinde..."
Evvel zaman içinde mi!" dedi Beatty. "Bu ne biçim laf?"
"...Gerçekten de, gece, lamba yanıp rüzgar camları sarsarken, bir kitap alıp ateşin başına oturmaktan daha güzel bir şey var mıdır?"
...
"Hiçbir şey düşünmezsiniz, saatler geçer. Görür gibi olduğunuz bir ülkede, kımıldamadan dolaşırsınız, düşünceniz düşlerle sarmaş dolaş olur, peşinde koşar durur..."
Aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. Ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur.
Moliere’in bir kahramanı vardır, pek zevkime gider. Herife dayak atarken öteki beriki kurtarmaya gelir, herif, hepsini kovar. “Haydi efendim işinize. Allah Allah! Belki ben, dayak yemekten hoşlanıyorum!” der.