GÜNEŞE SEVDALI SERÇELER
Kırık bir kanat ucuyla dokunmak o yakıcı nûra, Zemheri ayazında, kendi yangınıyla ısınmaktır aşk.
Toprağın sinesinden yükselip o en yüksek sûra,
Bir damla çiğ tanesiyle, ummana kafa tutmaktır aşk.
Güneş, bir altın mühür gibi asılıyken en tepede,
Serçelerin kalbinde büyür o devasa ve dilsiz çığlık.
Sıfatlar dökülür bir bir, lisan yorulur her hecede,
Kendi küçüklüğünde, mutlak sonsuzluğu bulmaktır aşk.
Biz ki; gökyüzünü bir hırka gibi sırtına geçirenler,
Hiçliğin o ipekten ipinde, ölümsüzlüğü seçenler...
Kendi meçhul destanını, kendi kanıyla emzirenler;
Yandıkça küle değil, ebedî ışığa doymaktır aşk.
Bakma cismimizin o narin, o ürkek duruşuna, Ruhumuzun vaveylası sığmaz bu dünya vuruşuna.
Ezelden ebede giden o "tek" hecenin vuslatına,
Sessizce diz çöküp, o meçhul destanla susmaktır aşk.