Sırtımdan vuran o sahte insanları asla sevmedim. Paranın ve ihanetin peşinden koşarken seni izledim. Şimdi kimseye güvenilmeyen bu şehirde, beni acı içinde bırakabileceğini sananlar şüphesiz ki ; yanılıyor. Sokak oyunlarıyla boğuşuyordum kendi ekmeğimin peşindeyim. Burada ne yavşaklık ne de yalakalık var, her şey net. Hatırla ; O sürtük seni donuna kadar soyup beş parasız bırakacak. Bir analistmişim gibi hesap soruyorum ama karşımda yalan makinesi bir kaltak var. Fantezileri süsleyen bir yapısı var evet, ama o skandal gözlerinden bir damla yaş bile akmadı. Kardeşim, onurumuz varoşta da değerlidir. Zaten ne mal olduğunu biliyordum, bana ne batacak ki? Muhtemelen kodese düşerdim ama dilinin sıcaklığına fena alıştım. Nereye gittiğimiz meçhul ama kafamı boşaltıyor. Ben bir 'playboy' gibi yetiştirildim, bana ne anlatıyorsun? Önce ben davranıp onu avlamazsam, o beni gafil avlayacak. olay mahalliyim.😁🙌🏼
tekrardan selam.
bir kaç gündür buraları boşladım ve sanırım boslamaya devam edeceğim. Nedenini bilmediğim bir ruhsal bulanimdayim. Ne zaman geri dönecegim meçhul. O yüzden umuyorum ki ben gelene kadar bir yerlerde kendinizi kaybetmemiş olursunuz, kitaplarınızla ve sağlıcakla kalın. sevgilerimle..
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Toksik Bireylere İhtar
Valide Sultan ve peder bey ile beraber balkonda huzurlu hasbihalin ardından, gündüz validemle beraber aldığımız kiraz sofraya geldi. Şüphesiz onlar meselelerin fıkhi ve ilmi derinlik dehlizlerine girmeyi murat etmiyorlar; hususen Valide Sultan işin daha çok irfan ve teslimiyet boyutunda menzil aldığı için tam bir rıza halinde hayatı seyrediyor. Bendeniz ise henüz o saf teslimiyet mertebesinde değilim; fıtratım gereği sürekli sorgulayan, perde arkasını araştıran ilmi taraftayım. İşte bu arayışla, dün karpuz yerken düşündüğüm ülfet perdesini, bugün kiraz tanelerini tefekkür ederken hikmet ufkuna taşımaya niyet ettim. Kendi kendime sordum: Kiraz neden yaz mevsiminin ilk müjdecilerinden, ilk meyvelerindendi? Anladım ki kiraz; kıştan ve bahardan çıkan insanoğlunun bitkin yorgunluğunu gidermek için lütfedilmiş taze bir şifa kaynağı, vücudu toksinlerden arındıran ve kanı temizleyen ilahi bir bahar detoksu idi. Hikmete bakınız; bizler o nimetin sadece renginden, rayihasından ve lezzetinden keyif alıyoruz; oysa o küçük tanenin vücuda girdikten sonra başlattığı muazzam biyolojik temizliği çıplak gözlerimizle göremiyoruz bile. Demek ki her hakikat çıplak gözle müşahede edilmez. İnsan, Rabbine şükrünü eda ederken sadece gördüğü zahiri lezzete değil, hilkatin o göremediğimiz gizli etkenlerine ve hücrelerimize olan faydalarına da külliyen ve toptan şükretmelidir. Dün karpuz yerken kara toprağın altından çıkan devasa, sulu lezzet topuna hayretle bakmak gerekirken, sanki çok sıradan bir şeymiş gibi ülfetle yaklaşmamız ne büyük bir hüsrandı. Halbuki kiraz da bir mucizedir, karpuz da. Aynı çamurlu toprağın içinden çıkarlar ama renkleri farklı, kokuları farklı, insan bedenine şifaları apayrıdır. Cenab-ı Hakk, Ra’d Sûresi 4. ayet-i kerimesinde bu muazzam nizamı şöyle beyan
Duygu ve Düşünce
"Ne kadar yakınınız olursa olsun, bir başkasının içinden geçenler daima bir meçhul olarak kalacaktır.. Bir yastıkta uyuyanlar bile birbirlerinin rüyalarını bilmezler.." Ahmet Hamdi Tanpınar
02.53
Bugün karne alacağım. Her okula giden Türk genci gibi. Ve bu satırları başlıkta da yazan saatte yazıyorum. Yani evet, yarın her ne kadar erken kalkacak olsam da bu saate kadar uyumadım. Karne almaya giderken bir sevinç olurdu çocukken. İşte o sevinci bir güzel yitirdik. Heyecandan değil de uyku düzenimin içinden geçtiğim için uyuyamıyorum. Devamında okuyacağın metinde de bunu net göreceksin. Sanki okul daha dün başladı. Sanki daha dün birileriyle yollarımı ayırdım. Sanki daha dün "On birinci sınıf olduk he" dedim. Şimdi on ikinci sınıf oluyordum. Ömür çok hızlı geçiyor. Zaman engel tanımadan akıyor. Son bir senede ömrü hayatımda almadığım kadar ölüm haberi aldım. Gencinden yaşlısına kadar. İnsan durup sorguluyor "Ben ne yapıyorum acaba?" diye. Ölüm diye bir gerçek var ve bu gerçek herkes için biraz meçhul. Bir karne alacaktık, konu nerelere geldi. Ölüm konuşuyoruz. Fakat bu da gerekli. Hem de çok. Ölümü düşünerek, ölümü yaratan Allah'ı düşünerek bir işe başlamalı ve o işi devam ettirmeli. Asıl böyle bir işten fayda sağlanmaz mı? Her neyse. Bir sene daha geçti ve lisedeki son seneme başlayacağım aylar sonra. İçim biraz buruk. Ama güzel olacak her şey. İnanıyorum. Hayırla gelsin yeni sınıf düzeyim. Bu paragraf da burada kalsın. Arşiv niyetine. :)
ufak bir şiirim
GÜNEŞE SEVDALI SERÇELER Kırık bir kanat ucuyla dokunmak o yakıcı nûra, Zemheri ayazında, kendi yangınıyla ısınmaktır aşk. Toprağın sinesinden yükselip o en yüksek sûra, Bir damla çiğ tanesiyle, ummana kafa tutmaktır aşk. Güneş, bir altın mühür gibi asılıyken en tepede, Serçelerin kalbinde büyür o devasa ve dilsiz çığlık. Sıfatlar dökülür bir bir, lisan yorulur her hecede, Kendi küçüklüğünde, mutlak sonsuzluğu bulmaktır aşk. Biz ki; gökyüzünü bir hırka gibi sırtına geçirenler, Hiçliğin o ipekten ipinde, ölümsüzlüğü seçenler... Kendi meçhul destanını, kendi kanıyla emzirenler; Yandıkça küle değil, ebedî ışığa doymaktır aşk. Bakma cismimizin o narin, o ürkek duruşuna, Ruhumuzun vaveylası sığmaz bu dünya vuruşuna. Ezelden ebede giden o "tek" hecenin vuslatına, Sessizce diz çöküp, o meçhul destanla susmaktır aşk.
Şiir