Ama yine de en fena, en kesif dehşet karşısında dahi umutsuzluğa kapılmasına mani olan, daima ayık, sabırlı ve tetikte kalmasını sağlayan içindeki o ışık, adı meçhul o sarsılmaz kuvvet! Bu defa çıldırırım artık, bundan sonra devam edemem dedikten birkaç dakika sonra kendini yeni çareler, başka yıllar düşünürken buluvermesi.
Koşarak zor yetişebileceğim hayallerime aheste yürürken meçhul bir el tarafından derdest edilip hiç bilmediğim bir dünyaya mıhlanıverdim. Ve o hoyrat yer benim gerçeğim oldu.
1937 Ankara Palas’ta Atatürk ve Romanya Dış İşleri bakanı Antonesko arasında
ki görüşme de Atatürkün kanaatleri:
Herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey,kendisi için değil,kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Her insan böyle hareket ederken,benden sonra gelecekler, acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi diye düşünmemelidir.Hatta en mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır. Bir adam ki memleket ve milletinin saadetini düşünür, o adamın kıymeti birinci derecedir; esas kıymeti kendine veren, mensup olduğu millet memleketi ancak şahsiyetiyle kaim gören adamlar, milletlerinin saadetlerine hizmet etmiş sayılmazlar; kendi gidince terakki ve hareket durur zannetmek, gaflettir.