Kitap; kendisini Leyla’sına, Leylim’ine, Laliko’suna kul eden Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e 1954-1959-1977 yılları arasında göndermiş olduğu mektuplardan oluşmakta.
“Lalikom” der ve ekler: “ Bir eyyam da sana Lalikom diye seslenicem. Benim dilsizliğim diye anlam verilebilir. Ama bu bir ünlemdir daha çok. Sevili, yangın bir ünlem. Ne Türkçe, ne Kürtçe ne de Zazaca’dır. Bu üç dilin bileşiminden doğan bir ünlem bu. Lal, Türkçedir. Lalik ya da Lalo Kürtçe. Om eki Zazacaya kaçar. Ya işte böyle Lalikom” der. Bu nasıl bir ünlem?..
Anlatamaz kimselere içindeki yangını, döker dizelere.. “Seni anlatabilmek...” der. “Kime ama? Bu bok düzenin, bu dört büyük zindanın, kainat, sonsuzluk falan dedikleri bu ölümlü şakalar kaosunun nesine, neresine anlatmak?”, anlatamaz kimselere; döker öpücüklere boğduğu sayfalara Leylim’ini. Öylesine öpme değil onunki.. Gözlerinden, burnunun, üst dudağına düşen fark edilmez incecik gölgesinden öper..
Canım.. der. Canım... Öyle bir “canım” ki; “Canım Benim, Bilir misin, canım dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.” der.
“Bu bok suyu alışkanlıklar, töreler, günah sevap ve ayıplar köleliği olmasa... Bütün tedirginliğimiz bundan.” der. “Affet Leylim” der ve sever aldırmaksızın töresine, ayıbına, günahına, sevabına, tüm tedirginliklerine. Sever yangıncasına, sevdasını geceye akıtırcasına..
Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil,
Açardın.
Tavşan kanı, kınalı - berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri…
Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı
Gözlerin hani?
"To be or not to be" değil.
“Cogito ergo sum” hiç değil…
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.
İçmek,