Mezuniyetin eşiğinde bir hocamızın zihnimize nakşettiği o ikaz, hayatın iki büyük imtihanını haber veriyordu: Meslek ve eş seçimi. Zira insan, vaktinin ekseriyetini ya iş arkadaşlarıyla ya da hayat arkadaşıyla tüketir. İki mühim konunun önemi anlatıp geleceğin genç mühendislerine nasihat vermişti. İyi bir işinizin olma ihtimali çok yüksek ama eş seçiminde hata yaparsanız mutsuz olabilirsiniz, dikkat edin. Ben burada eş seçimi üzerine yazı yazmayacağım, 1K'da eş seçimi, evlilik, potansiyel eşimden beklediklerim, özellikleri ... gibi Instagram vari paylaşımlar çokça var zaten. Ben ise en önemli seçimlerin ilki olan meslek seçimi üzerine yazmak istiyorum. Bugün dönüp baktığımda; 15-17 yaş aralığındaki o körpe zihinlerin meslek tercihini hangi motivasyonlarla yaptığını sorgulamadan edemiyorum. Neden felsefe, ilahiyat veya edebiyat değil de mühendislik? Bu sorunun cevabı, ne acıdır ki aile ve çevre etkisinden neşet eden maddi beka kaygısından başka bir şey değildir. Şüphesiz her ebeveyn evladının hayrını ister; lakin fırsat eşitliğinin olmadığı, ekonomik dar boğazların yaşandığı iklimlerde hayır kavramı, ne yazık ki sadece müreffeh bir hayat parantezine hapsedilmiştir. Bu durum, ferdi bir tercihten ziyade, kolektif bir mana ve mefkure yoksunluğunun tezahürüdür.
Bu zihniyet kaybının asıl müsebbibi aile değil, eğitim sisteminin ruhunu kurutan öğretmen-öğrenci sığlığına hapsolmuş sistemsel çoraklıktır. Talim ve terbiyenin yerini alan ruhsuz eğitim-öğretim kavramları, bilinci kirleten sakil birer prangadır. Devletin hantal, talebenin aceleci ve ebeveynin şuursuzlaştırıldığı bir vasatta, yük kavi bir muallimin omuzlarındadır. Hakiki bir muallim; talebesini sadece bilgiyle donatan değil, onu bir hamur gibi yoğurup ruhuna şuur dinamizmini zerk edendir. Muallim, her meyvenin