"Büyük adamların anlaşılabilmesi ve kabiliyetlerinin ortaya çıkabilmesi için, küçük adamlara ihtiyaç vardır...Küçük hesapların, kirli menfaatlerin peşinden koşanlar, böylelikle bilmeden de olsa kutlu davalara inanan büyük adamlara ve düşüncelere yol açmış olurlar. Küçük adamların yanında, bariz bir şekilde göz kamaştırır, büyük mefkure sahipleri ... Sıradan ve bayağı adamların içinden öne doğru çıkarlar, fark edilirler...
Sayfa 116 - Yeditepe Yayınevi.
— Anlıyamadım: hani bunlar âleme nizam verecekti* — Şüphe yok! Onlarda hâkim olan samimî bir hile veya hilekâr bir samimiyetdir. Bütün düşündükleri evvelâ kendilerini, sonra kendilerini, nihayet yine kendilerini selâmet kıyısına çıkarmaktır, Bir kere bu oldu mu, ötesi çorap söküğü gibi gelir: vatanperverlik, insaniyet, mefkure ve arkalarından soluk soluğa hedefe varmak için onları takip edenler-*
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1. Anadolu’da Yeni Kudretin Teşekkülü
Gerçekten Bizans’ın çökmesi ve Türkmenlerin hayatiyet içinde bulunmaları, küçük Osmanlı Beyliği’ne parlak bir istikbal hazırlamakta idi. İslam’ın gaza ruhu Bizans’ın karşısında ve Osmanlı Hanedanı etrafında toplanıyordu. “Bursa İslam Cihadı ve Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin” merkezi oluyor; Türk alim, şeyh ve dervişleri, Türkmen babaları Osmanlı gazileri ile orada yeni bir kudret ve hayatiyeti yaratıyordlardı. Fevkalade mahir denizci ve imanlı gaziler olan Aydın Oğulları Adalar Denizi’ni ve sahillerini çalkaladıkları bir zamanda Osmanlı gazileri, 1356’da, bir sal ile, sessizce Çanakkale Boğazı’nı geçiyor ve Rumeli’ye ayak basıyorlardı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla beraber şiddetli Haçlı mukabelerine maruz kalmış; fakat çok yüksek bir kudrete üstün vasıflara sahip olan Osmanlılar Haçlıları, 1363’de Edirne civarında Sırpsındığı, 1389’da Kosova ve 1395’de Niğbolu’da imha etmiştir. Böylece bu gazi devlet Rumeli’de kuvvetle yerleşmiş ve ondan sonra Anadolu’da yayılma ve ilhaklarla genişlemiş, Niğbolu’ya kadar uzanmıştır. Fr. Grnard’ın ifadesiyle “Niğbolu Zaferi, Hristiyan Avrupa’nın Müslüman Türklere mağlubiyetini tescil etmiş ve bundan sonra da artık Türk ilerleyişini durdurmak mümkün olamamıştır. Bu kudret ve fetihler Osmanlılarda eski Türk Cihan hakimiyeti mefkuresini canlandırmış ve gerçekte bir aşiretten “Cihangirane bir devlet” çıkmıştır. Genç ve dinç Osmanlı Devleti’nin kahraman sultanı Yıldırım Bayezid Niğbolu’da esir aldığı Fransız ve Alman Şovalyelerini serbest bırakırken onlara : “Bir daha benim aleyhimde silah kullanmamak için yaptığınız yemini size iade ediyor; sizi silahlarınızı elinize almağa ve bütün Hristiyanları bize karşı toplamağa davet ediyorum. Bu suretle bana yeni zaferler, şan ve şeref kazandracaksınız.” İfadelerini de zarif bir istizahda
Ötüken, İstanbul, 2008, Osman Turan, dipnot :14 Grandeur ry decadence de l’Asie, s. 62, 15Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, trc. Mehmet Ata 1, s.288·Kitabı okuyor
Tarih
Halaskârgazi.
"Büyüklük odur ki; hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakiki mefkure ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin."
Sayfa 165 - Kronik·Kitabı okuyor
Atatürk
Uğruna can verilecek ulu bir mefkure varsa şu hayatta; dindi, vatandı, hürriyetti.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Şevket Süreyya'dan
Eski Osmanlı cemiyetinin son devrinde Türk yurdu, bir Ergenekon'du ki, bu ülkede örs ve ateş köşesinde unutulmuş uyuyor ve yol gösterici Börtecene ise henüz ufukta görünmüyordu. Bu cemiyette tekniksizleştirilmiş insan kudreti, bir taraftan mütehakkim tabiatın, diğer taraftan bütün teknik kuvvetleri elinde toplayan ve kendi haricindeki cemiyetleri hem maddeten, hem ruhen tereddiye mahkûm kılan ileri teknikli metropollerin tabiî ve esiri idi. Haşin insan kudretlerini işleyen ve onları istikametlendiren bir idealin, bir rehber fikrin ise böyle esir ve akim bir cemiyette yer tutması imkânı zaten mevcut değildi, Bunun içindir ki eski Osmanlı Türkiye'si son devrinde hem tekniksiz, hem mefkûresiz bir cemiyetti. 1908 inklâbından sonra bu ülkeyi şekillendirmek isteyenler, tekniği yine başka ellerde bırakıp, milleti sadece mefkure sahibi kılmak istedikleri için bunların cehdi, zayıf bir elde sert bir taşa çarpan kamanın sesi gibi etrafa dağılıyor, fakat taştan tek parça bile kopmuyordu.
Sayfa 274 - Türk Dil Kurumu Yayınları·Kitabı okudu
Tarih