serpil

serpil
@mefti
sorgusuz ama suale yakın bir yerde.
“Ama hiçbir zaman benden nefret etmeyeceksiniz,” dedi Jinny, “yaldızlı sandalyelerle elçilerle dolu bir odada bile olsa benim duygudaşlığımı elde etmek için odayı geçip bana geleceksiniz, beni her gördüğünüzde. Tam şimdi içeri girdiğim zaman her şey bir kalıpta kımıltısız kaldı. Garsonlar durdu, yemek yiyenler çatallarını kaldırdı, tuttu. Olacaklara hazır bir havam vardı. Oturduğum zaman ellerinizi boyun-bağlarınıza koydunuz, masanın altına sakladınız. Ama ben hiçbir şey saklamam. Ben hazırım. Her kapı açılışında, ‘Daha!’ diye bağırıyorum. Ama benim düşlediğim şey bedenlerdir. Bedenimin düşürdüğü halka dışında hiçbir şey düş-leyemem. Bedenim, karanlık bir yolda bir fener gibi birbiri ardından cisimleri karanlıktan ışık çemberine çıkararak önüm sıra ilerler. Sizin gözlerinizi kamaştırırım. Sizi her şeyin bu olduğuna inandırırım.”
Reklam
Kişi, asansör kapısındaki meraklı duraksamaları gözlemler. Şu yana, bu yana, öteki yana? Sonra, bireysellik kendini kanıtlıyor. Gittiler. Hepsine bir gereksinme yön veriyor. Bir zamanlar öylesine bütünleşmiş olan bu güzel insanları, bir yerde buluşmak için verilen bir sözü tutma, bir şapka satın alma gibi acınası bir olay parçalıyor. Bana gelince, hiçbir amacım yok benim. Hiçbir tutkum yok benim. Bırakacağım, genel itici güç taşısın beni.
Bir adam geçiyor. Öyleyse değişme hastalığına karşı bağışıklık kazanmış bir yeryüzü var. Ama ben yangının kıyısında, kızgın soluktan kavrulmuş, parmak uçlarımda dururken kapının açılacağından, kaplanın sıçrayacağından hâlâ korkarken bir tek tümce bile kurmama yetecek denli yatışmış değilim.
“Arkalarından yavaşça yürüyeceğim,” dedi Rhoda, “sanki tanıdık birini görmüşüm gibi. Ama kimseyi tanımıyorum. Perdeyi çekeceğim, aya bakacağım. Unutuluşun esintileri kışkırtılmışlığımı yatıştıracak. Kapı açılıyor, kaplan sıçrıyor. Kapı açılıyor, korku doluyor içeri, korku üzerine korku, peşime düşmüş benim. Bırak da gizlice bir köşeye ayırdığım hâzinelerime konuk gideyim.
"Byron okumaktaydın. Senin kendi kişiliğini kanıtlar görünen bölümleri çizmekteydin. Alaycı, ama yine de tutkulu bir yaradılışı anlatıyor görünen bütün tümcelerin altında çizgiler görüyorum; kendini katı cama çarpan pervanenin evecenliğini. Kaleminle şurayı çizerken düşündün: ‘Ben de paltomu böyle fırlatıp atarım. Ben de yazgıya böyle kafa tutarım.’ Ama Byron hiçbir zaman senin gibi çay yapmadı -kapağı kapadığında çayları çevreye dökecek denli demliği doldurarak. Kahverengi bir havuzcuk var masanın üzerinde, kitaplarının, kâğıtlarının arasından akıyor. Şimdi onu mendilinle beceriksizce siliyorsun. Yine bumburuşuk tıkıştırıyorsun cebine. Byron değil bu, sensin; bu, öylesine özden sensin ki yirmi yıl sonra bile ikimiz de ünlü, gut hastalığına tutulmuş, çekilmez olduğumuz zaman seni bu görünüşünle düşüneceğim ve ölürsen ağlayacağım senin için. ...
Reklam