Ben, bir defter taşıyarak, söz dizileri oluşturarak, yalınkat
değişimleri saptamıştım; bir gölge olarak, gölgeleri not etmeyi pek güzel
becermiştim. Nasıl ilerleyebilirim şimdi, dedim; kişiliğim olmaksızın, ağırlıksız,
görünümsüz, bir yeryüzünde ağırlığı olmayan, yanılsamasız?
"...Garsonu çağır. Hesabı öde. İskemlelerimizden kalkmak için kendimizi
toparlamalıyız. Paltolarımızı bulmalıyız. Gitmeliyiz. Meliyiz, malıyız, meliyiz -
iğrenç takı. Bir tez daha, kendini bağışıklık kazanmış olarak düşünmüş, ‘Şimdi
bütün bunlardan kurtuldum’ demiş olan ben, dalganın üzerimde patladığını, beni
bir araya getirmeye, toplamaya, yığın yapmaya, güçlerimi çağırmaya, düşmanla
yüz yüze gelmeye bıraktığını duyuyorum."
Bir gün ki ölü bulmuştum kendimi, korkmuştum
Öyle bir yok olma saatinde, bir kuytuda
Sanırım boynumdaki bu yara izi ondan
Kaplanır sabahları göğe uzansam
Geceden kalma bir yıldızla
Buz rengi bir yıldızla.
Pencereli yıldız, misafirli oda, bol bol öttürüyorsunuz onları
Çünkü kırlara çıkıyorsunuz, şemsiyenizi bırakın ayıp
Mana parmağınızdaki çiçekleri gösterin.
Rhoda, yalnız kalmayı seviyor. Yalnızlıkta öylesine doruğa ulaşan varoluş
duygusunu parçaladığımız için bizden korkuyor, çatalını nasıl kavradığına bak,
bize karşı silahı. Ama ben yalnızca muslukçu, at satıcısı ya da her kimse, birisi
beni aydınlatacak bir şeyler söylediği zaman var oluyorum Sonra, hoş
sözcüklerimin dumanı nasıl da yükseliyor, alçalıyor, gösterişle dalgalanarak
onları bir tek güzellikte çelenk yaparak, kırmızı ıstakozların, sarı meyvelerin
üzerlerine iniyor.