Öte yandan bu savunma sürecinin başansı iki yönlüdür. Kullanıldığı yerde,
bireyin birlikte yaşadığı insanların dürtüsel doyumlarına karşı eli açık, hoşgörülü
bir tutum almasını, böylece üstbenin yasağına karşın dolaylı olarak dürtüsel
doyuma ulaşmasını sağlamakla kalmaz; aynı zamanda başlangıçta isteklerin
gerçekleşmesini sağlayacak olup, sonradan ketlenmiş olan etkinliği ve
saldırganlığı da yeniden özgür kılar.
Sözlerini kendisinden daha yakışıklı olan Christian'a verdiği gibi, kendisinden
daha büyük bir dâhi olan Moliere'e de verir. Kendisinde saptadığı, kendisini
küçük görmesine yol açan bir kusur, kendisinden daha iyi bir konumda olanları
isteklerini, düşlerini gerçekleştirmeye daha uygun nesneler olarak görmesine yol
açmaktadır.
Fakat çocukluğun bu erken aşamasında eğitimin etki alanı dışında kalan ruh
içi bir çatışma vardır. Çevre kısa zamanda çocuğun ruhunda bir temsilci edinir:
nesnel kaygı.
Çocuk çevrenin etkisi altında birkaç yıl içinde dürtüsel yaşamını dizginleyip
oldukça iyi bir düzeyde tutma becerisini kazanır, ama bu başarının ne kadarını
benine ne kadarını çevrenin dolaysız baskısına borçlu olduğunu saptamak
olanaksızdır. Çocuğun beni bu çatışma içinde çevre etkilerinin yanında yer aldığı
oranda çocuk "uslu" olarak nitelendirilir. Eğer çocuğun beni idin yanında yer alır
ve eğitimin dürtülerini doyurmasına koyduğu sınırlamalara karşı savaşırsa
çocuğun "yaramaz" olduğu söylenir. Çocuk beninin idle çevre arasındaki bu
salmımını ayrıntılı olarak incelemeyi görev edinen bilim pedagojidir. Pedagoji,
benle eğitim arasındaki ittifakı giderek sağlamlaştıracak, birlikte yürüttükleri
dürtülere egemen olma savaşını yetkinleştirecek araçlar arar.