Osmanlı'da Ramazan paylaşmak demekti, kardeşlik demekti. Konaklarda kurulan mükellef sofralara zengin fakir her kesimden halkın davetsiz gelip oturduğu bir ay demekti. Kılınan teravih namazından sonra ev sahibinin ?mademki damak zevkinizi benim isteklerime kiraladınız bu da benim size hediyemdir deyip misafirlerini kıymetli hediyelerle ödüllendirdiği bir aydı. Ramazan ayı zenginlerin fakirleri gözettiği bir aydı. Yine bu ay fakir fukaranın tanımadıkları kimseler tarafından mahalle bakkalından borcunun sildirildiği bir aydı. Günümüzde zannedildiği gibi Osmanlı'da Ramazan sadece Hacivat ? Karagöz veya Direklerarasında yapılan birkaç oyundan ibaret değildi.
Öğretmen bir cemre gibi düşer yüreklere.
Aydınlanır yüzler, ısınır gönüller. Tebeşir tutan ellerde yoğrulur Asım'ın nesli.
Öğretmen ile ilgili her şey, her şeyiyle öğretmen tüten bu kitapta öğretmen dünyasından öyküler, hatıralar, şiirler ve yürekleri okşayan makaleler satırlardan gönlünüze harf harf bir damla olarak yağacak. Ve gönüllerde bitince şu cümle duyulacak:
Öğretmence Sevebilmek İnsanı...
Günümüzde değişen yaşam koşulları ile birlikte beslenme alışkanlıklarımız da değişmiş ve şartlar hazır gıda tüketimi kaçınılmaz hale getirmiştir. Hazır gıdalar, bir yandan yaşamımızı kolaylaştırırken diğer yandan içerdikleri katkı maddeleri sebebiyle birçok hastalık riskini de beraberinde getirmiştir.
Peygamberimiz sallahualeyhivesellem üç ayların birbirinden güzel olan özelliklerini şu şerefli sözleri ile gayet veciz açıkla-mıştır: "Receb Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır."
Şu şerefli hadiste ise üç ayların öteki aylara üstünlükleri ne kadar açık belirtilmiştir:
"Receb ayının sair aylar üzerine fazlı (ululuğu), Kur'an'ın öteki kitaplar üzerine fazlı gibidir. Şaban'ın öteki aylar üzerine fazlı, benim diğer Peygamberler üzerine fazlım gibidir. Ramazan'ın sair aylar üzerine fazlı, Allah-u Teâlâ'nın yarattıkları şeyler üzerine