İyi akşamlar...
Eduardo Galeano hatıra defterine şöyle bir not yazmıştı: "Öğretmenler bir zamanlarışığıtaşırlardı; şimdi ise karanlığıbastırmaya çalışırken kendiışıklarınıtüketiyorlar."
Bugün okullarda patlayan silahlar ve öğretmene kalkan eller, eğitimin "özgürleştirici" bir eylem olmaktan çıkarılıp, bir "bankacı eğitim modeline" dönüştürülmesinin kanlı sonucudur.
Sistem, öğrenciyi boş bir kumbara, öğretmeni ise o kumbaraya veri yükleyen bir teknisyen olarak gördüğü sürece; okul bir yaşam alanı değil, bir yabancılaşma merkezi kalmaya mahkumdur.
Ve bugün öğretmenler, sadece müfredatı değil, koca bir toplumun birikmiş öfkesini ve ailelerin terk ettiği sorumlulukları omuzlarında taşıyor ne kadar vahim ve acı bir tablo....
Her şey bir yalanın üzerine kuruludur. Modern aile de bu yalanın en büyük ortağıdır. Ebeveynler, çocuklarını okula birer "ürün" gibi teslim ediyor ve akşamleyin "hatasız" bir teslimat bekliyorlar. Kendi evlerinde kuramadıkları disiplini, veremedikleri sevgiyi ve yönetemedikleri öfkeyi öğretmenin üzerine bir yük gibi yıkıyorlar.
Bir veli okula gelip öğretmene el kaldırıyorsa, bu sadece o ana ait bir öfke değildir; bu, "Benim çocuğumasla hatayapmaz" diyen hastalıklı bir narsisizmin ve "Benim ödediğimvergiyle maaş alıyorsun" diyen o küstah tüketici mantığının sonucudur...
Aileler, çocuklarına sadece "sahip olmayı" ve "kazanmayı" öğütleyip "olmayı" ve "dayanışmayı" unutturduklarında, öğretmeni de bu vahşi rekabetin önündeki bir engel olarak kodlamaktadırlar.
Sorumsuzluk, bir sevgi biçimi değil, çocuğun insanlaşma sürecine vurulmuş bir darbedir.
Aileler, çocuklarını hayata hazırlamak yerine, onları eleştiriye kapalı birer "küçük kral" olarak yetiştiriyor. Ve bu kralların kılıcı ilk olarak,
Cennetin reyyan (lügatte kana kana su içen demektir) adlı bir kapısı vardır. O kapıdan ancak oruç tutanlar cennete girerler. müslim ve buhari radiallahuandan rivayet.