Kemikler sabırlıdır. Kemikler hiç yorulmaz ve hiç kaçmaz. Yıllar önce ölmüş bir adamla karşı karşıya gelirseniz, kemikleri yerli yerinde yatıyordur. Memnundur. Bekliyordur. Ama etleri gitmiş, onu yalnız bırakmıştır. Su da et gibidir. Su hiç hareketsiz durmaz. Hep başka bir yere gitmektedir. Tedirgindir, hareketlidir, konuşkandır, meraklıdır. Kapalı kavanozdaki su bile zamanla yok olur. Et de sudur. Taşlar ise, kemiktir. Doygundurlar. Sabırlıdırlar. Güvenilir onlara. Söyle bana o halde Alobar, ölümsüzlüğü elde edebilmek için suyla mı, yoksa taşla mı rekabet etmelisin? Etine mi güvenmelisin, kemiklerine mi?
Ama eğer şaka değilse, eğer ayla ilgili kokular varsa, belki güneşle ilgili olanları da vardı. Ya güneş tutulması kendine özgü bir koku titreşimi çıkarıyor da bunu hayvanlar algılayabiliyorsa? Ya bu işaretin analizi yapılabilirse? Aynı etki yeniden üretilebilirse? Çoğaltılabilir, bir şişeye konulabilirse?
Havuç maddi başarıyı simgeler; vaat edilmiş, genellikle hayali bir ödül. Havuç bir dilektir, bir yalan, bir rüyadır. O açıdan bakıldığında parfümle ortak bir yanı vardır. Ama pancar... pancar proleterdir, anında hazırdır ve gösterişten uzak bir biçimde de ürkütücüdür. Pancarın bir parfümcüye getirdiği mesaj nedir? Ona, o şık, özenti, seçkin tavırların artık sonunun geldiğini mi söyler? Daha doğal, dünyasal, doğrudan bir yaklaşımın kendisi için kârlı olacağını mi ima eder? Bu pancar, bu amber, madencinin bu kanlı gözü, baykuşun deldiği bu elma, bir uyarı mıdır, yoksa dostça bir öğüt müdür?