berika•

"BEN" DEN "BİZ" E GEÇİŞ.
Puan vermedi·556 syf.··
2021 8. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2021 01:00
Herkese merhaba. Gazap Üzümleri'ne başlamadan konusunun hep beni sıkacağını düşünerek erteliyordum. Bu sene o çoğu ertelediğim kitaplarla yüzleşmeyi seçtiğim için bu ay, korktuğum Steinbeck romanını okumayı tercih ettim. Ana konusu Büyük Buhran'ın anlatıldığı bu roman içerik anlamıyla beklentimin çok farklı bir köşesinde yer edindi. Daha sıkıcı beklerken akıcı, bir sonraki bölümü merak ettiren bir kitap oldu. Çaresizliğin, onca zorluğa ve fakirliğe rağmen aile kavramının önemini her sayfada vurgulayan bir kitaptı. Ailelerin yardımlaşmayla ayakta kalmaya çalıştığı ve anne figürünün güçlü göstergeleri vardı. Her seferinde "ben" den "biz" e evrilen...Zaman zaman İnce Memed vâriydi benim için. Gerçekten kitabı anlattığını düşündüğüm iki güçlü alıntı var. Bunları sizinle paylaşmaktan mutluluk duyacağım. Yeri gelmişken bu alıntılar sürprizbozar mı bilemiyorum. Şayet bu kitap bir nevi biyografik film izlemek tadında. O sebepten sonrasını okuyup okumamak takdirinize kalmış. • Büyüme sancıları çeken kaslarda ve zihinlerde çalışma isteği, yaratma isteği... ve bunların da bir milyonla çarpımı. Kasların çalışmak, zihinlerin yaratmak için sancı duyması zaten insanoğlunun kesin işlevlerinin en sonuncusu. İnsan demek bu demek. Bir duvar yapmak, bir ev, bir baraj kurmak, ona İnsan'dan bir şey katmak, o duvardan, evden, barajdan da İnsan'a bir şey almak. Ağırlık kaldıra kaldıra sert kaslar edinmek, düşüne düşüne net çizgi ve şekiller bulmak. Çünkü insanın bu evrendeki organik olsun, inorganik olsun, başka hiçbir şeye benzememesinin nedeni, yaptığı işin ötesinde gelişmesidir. Kavradığı şeyleri basamak olarak kullanıp yükselir, yapıtlarının çok ilerisine varır. Şunu söyleyebilirsiniz insan için: Kuramlar değişip yıkıldığı zaman, düşünce okulları, felsefe ve inançlar, kimi milliyetçi
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·583 syf.··
2020 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2020 12:30
Herkese merhaba. Stendhal'den okuduğum ilk kitap Kırmızı ve Siyah oldu. Kitabın başlığındaki kırmızı askerliği, siyah rahipliği temsil ediyor. Kitabın ana karakteri Julien Sorel ise bu iki köprü arasında gidip geliyor. Kaynaklarda ifade edilen başka bir görüş ise bu renklerim kumar renklerinden çağrışım yapılarak hayatın kumardan farksız olduğunu anlatmak için kullanıldığı yönünde. Kitabı yüzeysel olarak değerlendirdiğimde Vadideki Zambak'ta geçen olaylarla fazla benzer noktalar farkettim. Ikisinin de Fransız yazarlar olması, ülkenin sosyolojik yapısının tanınmasında güçlü bir ışık niteliğinde. Öze indiğimde ise Stendhal, çok sağlam karakter tahlilleri yapmış. Kadın-erkek ilişkileri arasındaki tutarsızlıklar okuyucuya fazlasıyla geçti. Gözle görülen tabaka farklılığında, bir kerestecinin oğlu olan Julien Sorel'in Verries belediye başkanı olan M.Renal'in evine latince öğretmeni olarak gelmesiyle başlar. Evin hanımına aşık olur, soylular arasında yer edinebilmek için türlü türlü ikiyüzlülüklere başvurur. Kitabın genel seyri bu şekilde. Ben konuyu çok geniş çaplı ele almak yerine kitapla alakalı edindiğim farklı bilgileri paylaşmak istiyorum. Stendhal romanında kendi hayatından kesitler eklemiş. Örnegin ana karakter olan Julien Sorel, Stendhal'in papaz okulundaki Chazel isminde çocukluk arkadaşlarından biri. Romanın her bölümünün başında bulunan epigraflar ya onikinci gece, don juan ya da mozart, diderot yazmış gibi gösterse de, birçoğunu kendi uydurmuş sanatçılardanmış ya da edebiyat yapıtlarındanmış gibi göstermiş. Stendhal, kendi yazarlarımızdan birini de çok etkilemiş: Yaşar Kemal. Bir söyleşisinde ona olan hayranlığından bahsetmiş ve olabildiğince her roman yazmadan önce okuduğunu belirtmiştir. Bu da düşünüldüğünde sayıca hayli fazla okuduğu anlamına gelir
Kırmızı ve SiyahStendhal · Kum Saati Yayıncılık · 201812,6bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2019 2. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2019 00:33
*Anarşist Banker* İki arkadaşın bir yemek sonrası aralarında geçen anarşizm, diktatörlük, sosyal sınıf burjuva sisteminin; bu anlayışları benimseyen kişi tarafından savunulan ve eleştirilen bir Pessoa anlatısı. En temelden ayıklamaya başlarsak anarşistlik insanın özgürlük istemidir diyerek söze başlıyor Pessoa. Doğumla birlikte insanlar arasındaki eşitsiz kalan adaletsizlik... Ve buna isyan edenler. Peki bu isyan ne için? İnsanların arasındaki eşitsizlik neyden kaynaklanıyor? Doğal olmayan kurgu ismini veriyor Pessoa. Bu kavram aslında hepimizin hayatında az çok yer edinmiş şekilde. Tüm herkes hayatta olmak istediği yerde mi? İstediği kişilerle mi birlikte? Olan enerjimizi, isteğimizi, azim ve çabamızı, yeteneklerimizi, düşüncelerimizi toplumsal kurgunun içinde kaybetmek... Bunu bir suç sayar Pessoa. Çünkü der, çünkü bu toplumu olduğu gibi bırakmayı açıktan açığa hedefleyerek toplumsal bir kargaşa yaratmaktır. Bu anlatısındaki anlatıcı ile birlikte, toplum üstündeki bu kargaşayı engellemek ister. Çesitli fikirler atar ortaya, diğer anarşist insanları toplar etrafına. Bu yöntem çok mükemmel gözükse de, bir zaman sonra özgürlükçü gruplar kendi içlerinde zorbalığa başlar. Beni dinleyip dediklerimi yapacaksınız, hepimiz özgür olacağız diyen insanların aynı anda hem baskıyı aşıladığı hem özgürlük istemesinin tezatlığı. Buna da getirilmiş güzel bakış açıları var anlatıda. Savunduğumuz fikir onu yapmaya çalıştığımız biçimde çelişiyor mu bunu bir düşünmek gerek. Zira özgürlükçü insanların hâli, savaşçı grup olmaktan bir adım öteye geçememiştir. Anlatıcı hikayesine, toplu savunmanın getirdiği zorbalığı farkettiğini ve herkesin "ayrı ayrı" savunması gerektiğini ifade ederek devam eder. Böylece kimse kimseye üstünlük kabul ettirmiş olmayacak, ayrı şekilde yapılan düşünce
Anarşist Banker - Şeytanın SaatiFernando Pessoa · Can Yayınları · 20181,126 okunma
Karanlıkta bağırıyorum: "Görecek ne var?"
10/10
·121 syf.··
Beğendi
·
2018 68. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2018 11:24
Pavese'nin 1941 senesinde yazılmış ilk romanı, benim yazardan okuduğum ilk kitap. Kitabın başlarında, acaba doğru bir başlangıç mı diye sorgularken, ilerleyen sayfalarda, kitaba hiçte geç kalmadan en doğru zamanda okuduğumu düşündüm. Kitabın içeriğinde geçen zaman ve mekâna paralel olarak, aynı zaman ve mekânda bulunuyor olmak, kitabı anlamamı büyük ölçüde kolaylaştırdı. Kitap, kavurucu yaz sıcağında, bir köyde geçiyor. Peki ne anlatıyor bu kitap? Ana karakter, romanın anlatıcısı Berto, hapishanede bir ay boyunca birlikte aynı hücrede kaldığı Talino ile bu kişinin köyüne gider ve orada çalışmaya başlar. Zoraki şekilde kurulmuş bu arkadaşlığın sonunda, beş parasızlığın da getirisiyle Berto, Talino'nun köyüne gitmek durumunda kalır. Talino'nun kız kardeşi Gisella ile bir ilişki yaşayan Berto, bir süre sonra Talino'nun Gisella'ya tecavüz ettiğini ve onu yaraladığını öğrenir. Bir süre sonra, Talino ve Gisella anlaşmazlık içindeyken, Talino sinirlenir, kendine hakim olamaz ve Gisella'yı boynuna yaba saplayarak öldürür. Bu ölüm, aile içinde kimseyi ilgilendirmez niyeyse. Gariptir ki, öldürüp kaçan Talino'yu savunmaya bile geçerler. Aklımda oluşan düşünceler, sormak istediğim sorular vs. vs... Feministliği, eşitliği, hakları ve diğerlerini savunmayacağım şu durumda. Bundan önce niye bu kadar önemsiz, değersiz görüldüğünü soracağım. Bu sorular hep cevapsız kalacak, her zaman öyle kaldığı gibi. Gisella'nın içinde sönen yıldızın şarkısı, kitabı okuyan herkesin içine mırıltısını duyuracak. Romanda dikkat çeken en önemli özellik kullanılan biçem. Geniş zaman, geçmiş zaman ve şimdiki zaman kipleri bir arada, iç içe kullanılmış. Normalde olayların oluş zamanı ve anlatılış zamanı ayrı olması gerekirken okuyucunun zihninde birleştiği görülmekte. Ayriyetten okuduğum bir kaynakta
Edebiyat
Senin KöylerinCesare Pavese · Can Yayınları · 2013468 okunma
Aşk ki vardır, gerisi vesairedir.
10/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2018 63. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2018 15:57
Bu sefer nasıl bir giriş yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Aşk izah edilebilir mi, belli kalıplara sığdırabilir mi? Kelime ile açıklanacak bir durum değil, his ile gösterilemeyen, eskiden beri kullanıldığı haliyle, midede kelebekler uçuşması vaziyetidir. Tabiatı dolayısıyla hareketsiz duran bir taşa anlam yüklemek, Sohrap Sepehri'nin tabiriyle, taşın bile halinden anlamaktır. Şu son cümlemi okuyan aşık bir insan, "taşın bile" deyişimdeki taşı küçümsememi, yargılayacaktır belki de. Nedir peki? Fikir ve duygu karışımı, akıl ve kalp kavgasıdır. Incecik bir ipe atılan sıkı düğümdür. Sadece üç harf içine sığmaya çalışmış lakin her seferinde insandan da taşmış bir sarhoşluk halidir. Ateş ve suyun aynı ortamda varoluş sanatıdır. Birbirinin zıttını oluşturan her şeydir. Yıllardan beri açıklanamayan bir sır olarak kalırken gönüllerde, sinirbilimcilerin, aşkın nörobiyolojisi başlığı altında çalışmalara ayrılan zamanın ana temasıdır. Bazen tüm suçu Eros'a atmak, mantıklı hareket edeceğim derken akıl ve korkunun esiri olmaktır. Bazen bomboş gibi görünen bir sayfanın, daha da boş bir köşesine yazılmayı bekleyen kelimedir. Susarak konuşmayı bilmek, derin sessizliklerde bulunmuş ve içinde kaybolunmuş huzurdur. Göz göze gelebilmenin bayıltıcı etkisini hissedebilmek, duyulacak bir ses tonunun gönülde iz bırakabileceğine şahit olmaktır. Hayatın süreğen akışında boğulmak, öldüm zannederken yeniden can bulma sırrına erişebilmektir. Tüm bunları söylüyorum ama net şekilde işte şudur diyebileceğim bir tanımı da yoktur. Kendimce ve anlatabildiğim kadarıyla yansımalarını bahsetmekle yetiniyorum. Iskender Pala'nın kendisi de aynı fikirde. Tanımlamayan... Belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan, diyor. Aşkın tanımlanmaya ihtiyacı yok ki zaten, hissedilsin
Edebiyat
Aşknameİskender Pala · Kapı Yayınları · 20192,949 okunma