7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 96. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 15:45
Kitap Adı: UTZ Yazar: Bruce Chatwin Çeviri: Çiğdem Erkal Sayfa Sayısı: 150 Tür: Roman Her yeni kitap, yeni bir hikâyeyi ziyaret etmek ve ona kısa bir süreliğine konuk olmak demek. İzninizle direkt kitaba dalıyorum. Nasıl güzel olurdu o orijinal porselenlerle dolu evi gerçekten gidip görmek... Ama okurken hayal etmek bile keyifliydi. Koleksiyon yapan insanlara her zaman gıptayla bakmışımdır. Çünkü bir şeye tutkuyla bağlanabilmek, onu korumak ve yıllarca emek vermek bana özel bir duygu gibi gelir. Her şey algı meselesi değildir; bazen olanı olduğu gibi görmek gerekir. Kitapta savaşlardan, toplama kamplarından ve soykırımlardan kurtulup başka ülkelere savrulan insanların hikâyeleri kadar, o karmaşanın içinden çıkıp hayatta kalabilen porselenlerin de ayrı bir hikâyesi var. Pazarda karşısına çıkan o parçaları evine götürmek, onları korumak ve yaşatmak çok derin bir anlam taşıyor. Sanki Utz, "Bari siz ziyan olmayın, bari sizi kurtarayım." der gibiydi. Belki hayatı porselenlerden ibaretti ama yine de içinde yarım kalmış bir şeyler hissediliyor. Devam etmek istemiş ama edememiş; hayat onu bir yerden alıp başka bir yere bırakmış ve "Buraya da uğraman gerek." demiş gibi. Bir yandan da Utz'un porselenlere duyduğu tutkunun yalnızca bir koleksiyon merakı olmadığını düşündüm. Sanki o porselenler, geçmişe, hatıralara ve kaybetmek istemediği şeylere tutunma biçimiydi. Bu yüzden kitap boyunca sadece nesneleri değil, insanın aidiyet duygusunu da okudum. Belki de kitabın bana bıraktığı en güçlü his buydu. İnsan bazen özgür olmakla sahip olmak arasında kalıyor. Utz'un hikâyesinde de bunu hissettim. Ben böyle bir kitaba konuk oldum. Daha fazla spoiler vermeden, altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşayım: - "Şiddetten nefret etse de pazara yeni sanat eserleri düşüren felaketlerden son
1000Kitap
UtzBruce Chatwin · Can Yayınları · 2024151 okunma
10/10
·96 syf.··
2026 347. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 13:58
Bu kitabı açtığımda; karşıma doksan yaşında bir ihtiyar değil, adeta bu topraklardan gelip geçmiş nevi şahsına münhasır bir kalemin aksi çıktı. Kitabın başkahramanı; o huysuz, kimseleri beğenmeyen ama kabuğunun altında yufka bir yürek taşıyan, nostaljinin o koyu, puslu dehlizlerinde kaybolmuş gazeteci adam, bana her satırda unuttuğumuz bir dostu hatırlattı: Engin Ardıç. ​Okurken sanki Márquez’in kurgusunu değil de, Ardıç’ın fani dünyaya veda etmeden evvel bir kenara iliştirdiği, o kendine has müstehzi ve aristokrat anılarından birini okuyormuş hissine kapıldım. Düşünce tarzındaki o keskin, tavizsiz ama bir o kadar da melankolik tını, tam anlamıyla onun ruhunun bir yansıması gibiydi. Ne hazindir ki, kaderin mukadderatı buradaki en büyük tezatı önümüze koyuyor. Kitabın kahramanı doksanıncı yaşının eşiğinde hayatın ve aşkın o en rafine sırrına ererken, Engin Ardıç değil doksanın seksenin bile ne menem bir şey olduğunu göremedi. Bu hüzünlü kıyasın ötesinde, kitap beni başka bir iklimin sultanı ile tanıştırdı. Bu eser, bugüne dek yazılmış, aşkın o en saf, en el değmemiş ve en büyüleyici betimlemelerini barındıran bir şahaser. Márquez, şehvetin kirli sularından, aşkın o her şeyi temizleyen, ruhu arındıran göksel nehrine öyle bir köprü kurmuş ki, hayran kalmamak elde değil. Kitap, aşkın fiziksel bir doyumdan ziyade, iki ruhun zamanın ötesinde, sessizce birbirine dokunuşu olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza. ​Hülasa; Benim Hüzünlü Orospularım, bana hem edebiyatın o evrensel ve sınır tanımaz gücünü bir kez daha gösterdi hem de bu topraklardan geçen keskin bir kalemin, Engin Ardıç’ın hatırasını hüzünlü bir tebessümle yad ettirdi. Aşkı, nostaljiyi ve bir ömrün muhasebesini böylesine muazzam anlatan bu eser, kütüphanemin en mahrem köşesinde yerini aldı.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:54
Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Aziz Nesin’in 70. yaş dönemine denk gelen bir olgunluk evresinin ürünü. Yazarın o meşhur hicivci, iğneleyici üslubunun yanı sıra, bu eserde daha içe dönük, kabullenici ve yer yer melankolik bir ton sezdim. Bir insanın hayatının büyük bir kısmını geride bırakıp kendine ve dünyaya bakışını hesaplaşma değil de bir kabulleniş çerçevesinde ele alması oldukça etkileyiciydi.
Yetmiş Yaşım MerhabaAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2008306 okunma
7/10
·468 syf.··
2026 116. kitabı
İlk bakışta oldukça sıra dışı bir fikir üzerine kurulu gibi görünse de, aslında anlatılan şey çok tanıdık sevdiğin birini yavaş yavaş kaybetmek. Lewis'in bir köpek balığına dönüşmeye başlaması fantastik bir unsur gibi dursa da Emily Habeck, bu dönüşümü bir hastalık, bir ayrılık ve kaçınılmaz değişimin metaforu olarak kullanıyor. Kitabın anlatımı sessiz, kırılgan ve yer yer melankolik. Duygularını büyük çıkışlarla değil, küçük anlar ve ince detaylar üzerinden aktarıyor. Ancak bazı bölümlerde hikayenin duygusal etkisi oldukça güçlü olmasına rağmen anlatımın biraz durağanlaştığını hissettim. Bu nedenle kitap bende beklediğim kadar derin bir iz bırakmadı. Yine de anlatılan şey aslında hepimizin hayatında bir şekilde karşılaştığı bir gerçeklik İnsanlar değişiyor. Bazen fiziksel olarak, bazen ruhsal olarak, bazen de hayatın onları sürüklediği yön yüzünden. Ve çoğu zaman onları eski halleriyle tutabilmek elimizden gelmiyor. Kitap tam da bu kabullenişin hüznünü ve çaresizliğini anlatıyor. Yazarın kullandığı metaforları başarılı bulsam da bazı noktalarda karakterlerin ve hikayenin daha derine inmesini isterdim. Buna rağmen sevginin, vedanın ve değişim karşısında duyulan çaresizliğin işlendiği farklı bir roman okumak isteyenler için kesinlikle şans verilebilecek bir kitap.
Köpek Balığı KalbiEmily Habeck · Artemis Yayınları · 202484 okunma
10/10
·596 syf.··
2025 32. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2025 00:00
Fırtına öncesindeki o son sessizlik, sırlar perdesinin ardındaki karanlık gerçekler ve serinin en ağır trajedisine ev sahipliği yapan o unutulmaz basamak: Melez Prens. Bu kitapta Hogwarts, dış dünyadaki savaşa rağmen kapılarını açsa da artık hiçbir şeyin eskisi gibi güvenli olmadığını iliklerimize kadar hissediyoruz. Harry’nin iksir kitabındaki gizemli 'Melez Prens'in notlarıyla okulda parladığı, bir yandan da Dumbledore ile birlikte Düşünseli'ne dalarak Voldemort'un (Tom Riddle) geçmişine, zaaflarına ve Hortkulukların gizemine doğru çıktığı o yolculuk kitabın edebi omurgasını oluşturuyor. J.K. Rowling bu romanda muazzam bir denge tutturmuş. Bir yanda ergenlik aşkları, Quidditch heyecanı ve gençlik kıskançlıkları varken, diğer yanda Draco Malfoy’un omuzlarındaki çaresiz yük ve karanlığın adeta okulun koridorlarına kadar sızması kurguyu kusursuz bir tezatlıkla besliyor. Ve tabii ki o Astronomi Kulesi’ndeki şok edici, kalbimizi paramparça eden o uğursuz gece... Yeşil bir ışık parlamasıyla çocukluğumuzun ve Hogwarts'ın en büyük koruyucusuna veda ettiğimiz, ihanetle sadakatin birbirine karıştığı o dehşet anı. Bizi doğrudan büyük finale hazırlayan, serinin en melankolik, en derin ve en sürükleyici kitaplarından biri. #HarryPotterveMelezPrens #JKRowling #MelezPrens #HarryPotter #AlbusDumbledore #SeverusSnape #Hortkuluk #Hogwarts #FantastikKurgu #Kitapİncelemesi #KitapAlıntıları #1000Kitap #OkudumBitti #KitapÖnerisi #NeOkudum
Harry Potter ve Melez PrensJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları · 202130bin okunma
Hayaller "Mai", Hayatlar "Siyah"
Puan vermedi·
Mai ve Siyah, Halid Ziya Uşaklıgil’in Türk edebiyatına kazandırdığı en devasa, en can acıtıcı eserlerden biri bana kalırsa. Servet-i Fünun döneminin o hüzünlü, içe kapanık ve hayalperest ruhunu o kadar iyi yansıtıyor ki, kitabı bitirdiğimde içimde garip bir boşluk ve Ahmet Cemil’e sarılma isteği kaldı. Eğer bu kitaba dair hissettiklerimi kendi kelimelerimle, içimden geldiği gibi dökecek olursam, ortaya tam olarak şunlar çıkıyor: Hayaller "Mai", Hayatlar "Siyah" Kitabın adı zaten bütün hikayeyi özetleyen muazzam bir metafor. Mai" (Mavi), Ahmet Cemil’in o pırıl pırıl, umut dolu hayallerini, edebiyat aşkını, Lamia’ya olan temiz sevgisini ve geleceğe dair beslediği o saf inancı temsil ediyor. "Siyah" ise İstanbul’un o dönemki boğucu, acımasız ve gerçekçi yüzü. Ben hikayeyi okurken resmen Ahmet Cemil’le birlikte o mavi hülyalara daldım, sonra da o siyah gecenin karanlığında onunla birlikte dibe çöktüm. Yazar, idealist bir gencin hayalleriyle gerçeklerin çatışmasını o kadar çiğ, o kadar dürüst anlatmış ki, "Bu devirde de aynısı olmuyor mu zaten?" demekten kendimi alamadım. Ahmet Cemil, bugünün dünyasında da her köşe başında görebileceğimiz, hak ettiği değeri bulamayan o naif ruhlardan biri. Karakterlerle Kurduğum Bağ Ahmet Cemil: Ona kızamadım bile. Evet, bazen fazla pasif, fazla melankolik, hayata karşı fazla savunmasızdı ama o kadar temiz kalpliydi ki... Kız kardeşinin yaşadığı dram, annesinin yükü, kendi içindeki o bitmek bilmeyen edebi sancılar derken, karakterin o omuzlarındaki yükü resmen kendi sırtımda hissettim. Raci: Edebiyat dünyasının o kıskanç, zehirli, insanı aşağı çekmeye çalışan toksik yüzü. Günümüzde de sosyal medyada ya da iş hayatında her gün karşılaştığımız o "Raci"lerden nefret ettim ama varlığını da acı bir şekilde kabullendim. Dil ve Anlatım
Duygu ve Düşünce
Mai ve SiyahHalid Ziya Uşaklıgil · Yakamoz Yayınları · 201634,8bin okunma