İnsan ailesinden beklediği desteği arkasında bulamadığında tüm dünya tarafından alkışlansa bile içinde bir eksiklik, yetersizlik hisseder. Kafka'nın yaşadığı şeyi de buna benzetiyorum. Hayatındaki baba figürü hep baskın, kontrol sahibi, kısıtlayıcı, aşağılayan, hor görücü rolleriyle karşısına çıkmış. Hayatını bütünüyle etkileyen babası ona hep derinden bir korku ve bu korkunun yanında gelen içten zorunlu bir saygıyı beraberinde getirmiş. O, ne iş yapsa beğenmeyeceğini bildiği babasına karşı kendini hep savaş halinde konumlamış. Kitabın ilk sayfalarında sürekli babasını suçlamadığını, onun masumiyetine inandığını söylese de sonraki sayfalarda anlattığı hayatının alt metni hiç de babasını masum kılar gibi görünmüyor gözüme.
Kitap genel anlamda Kafka'nın kendi ve babasıyla yüzleşmesinden bahsediyor. Kafka'nın anılarındaki burukluk insana derinden bir acıma ve empati hissi yaşatıyor. Benim kitapla ilgili en çok beğendiğim üç şey var diyebilirim. Bunlar:
1-Yazısı sade ve çok akıcı. Bunun nedenini gerçek bir hayat hikayesi ve gerçek bir mektup oluşuna bağlıyorum. Böylesine basit ifadelerle bu kadar duygu derinliği ağır olan bir kitap olması onu klasikler arasında görmemizi kanıtlar nitelikte.
2- Yüksek bir gerçeklik içermesi. Özellikle çocuklar, gençler tarafından Kafka'nın yaşadıklarının pek de yabancı bulunduğunu söyleyemem. Kafka'nın davranışlarında alttan alta sürekli bir onay hissiyle yaşaması, kısıtlanmış özgürlüğün onda derin bir özgürlük tutkusuna dönüşmesi, bir yerden sonra ne yaparsa yapsın pek bir şeyin değişmeyeceğini anlayarak kendine yönelmesi gibi birçok duygu pek çoğumuzun hayatında kendine yer bulabilecek hislerden.
3-Kafka'nın içsel çatışması. Kafka her ne kadar babasına toz kondurmasa da anılarını anlatırken arkadan gelen "Baba beni neden anlamadın?"