Bu kitabı bitirdiğimde uzun süre elimde tutup kapağına baktım. Çünkü okuduklarım sadece bir kurgu değildi; insan doğasına tutulmuş acımasız bir aynaydı. Leziz Kadavralar midemi bulandırdı ama aynı zamanda zihnimi inanılmaz derecede açtı. Rahatsız edici olması kitabın en güçlü yanı.
Romanda bir virüs nedeniyle hayvan eti tüketimi yasaklanıyor ve insanlık çözümü özel yetiştirilen insanların etini tüketmekte buluyor. İnsan eti artık ürün olarak adlandırılıyor, insanlar baş diye sınıflandırılıyor. Sistem o kadar kurumsallaşmış ki mezbahalar üretim çiftlikleri kalite kontrol süreçleri var. Ana karakter Marcos bir insan mezbahasında çalışıyor. Günlük hayatın sıradanlığı ile yapılan işin korkunçluğu arasındaki tezat, kitabın en çarpıcı tarafı. En çok etkilendiğim şey yazarın dili oldu. Anlatım bilinçli olarak duygusuz. Sanki bir endüstri raporu okuyor gibisiniz. Bu mesafe vahşeti daha da sert hissettiriyor. Eğer duygusal bir anlatım olsaydı belki etkisi azalırdı. Ama burada sistem normalleşmiş. Ve asıl korkutucu olan bu.
Elif Şafak’ın Aşk kitabını bitirdiğimde gerçekten kitabı kapatıp hemen başka bir şeye geçemedim. Hani bazı kitaplar vardır, hikâye biter ama insanın içindeki düşünceler bitmez ya… benim için tam olarak öyle oldu. İlk başta açıkçası sadece bir aşk hikâyesi okuyacağımı sanıyordum ama ilerledikçe bunun aşkın çok ötesinde, insanın kendine bakmasını sağlayan bir yolculuk olduğunu fark ettim. Kitapta en çok hoşuma giden şey iki farklı zamanın iç içe anlatılmasıydı. Günümüzde yaşayan Ella’nın hayatı bana çok gerçek geldi. Düzenli, güvenli ama ruhsuz bir hayatın içinde sıkışmış olması aslında birçok insanın fark etmeden yaşadığı bir durum gibi. Ella’yı okurken bazen sinirlendim, bazen üzüldüm ama en çok da kendime şu soruyu sordum: “İnsan gerçekten mutlu olmadığı bir hayatı sırf alıştığı için sürdürebilir mi?” Bu sorgulamayı bana hissettirmesi kitabın en güçlü taraflarından biriydi.
Diğer tarafta Şems ve Mevlânâ’nın hikâyesi ise bambaşka bir atmosfer oluşturuyor. Oraları okurken sanki tempo yavaşlıyor, insan daha sakin düşünmeye başlıyor. Şems karakteri beni en çok etkileyen kişi oldu. Çünkü söyledikleri sadece o döneme ait değil, bugün bile insanın yüzüne çarpan gerçekler gibi. Özellikle insanların yargılama alışkanlığı, kalıplara bağlı yaşaması ve sevgiyi yanlış anlaması üzerine söyledikleri çok düşündürücüydü. Bazen bir cümlenin altını çizip uzun süre durduğum oldu. Kitap boyunca aşk kavramının aslında romantik bir duygudan çok daha geniş anlatılması beni şaşırttı. Burada anlatılan aşk; insanın kendini bulması, egosunu bırakması, kabullenmesi ve değişebilme cesaretiyle ilgiliydi. Okurken şunu hissettim: İnsan değişmekten korktuğu için mutsuz kalmayı seçebiliyor. Ella’nın dönüşümü de bu yüzden bana çok gerçek geldi; bir anda değil, yavaş yavaş, sorgulaya sorgulaya