"Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir." Dünyadaki en iyi şeyin acısız, sakin, tahammül edilebilir bir varoluş olduğunu kabul ederiz. Böylece onun değerini biliriz ve bunu hayalî zevklerin huzursuz özlemiyle ya da aslında tümüyle kaderin elinde olan belirsiz bir geleceğe ilişkin ürkek endişelerle mahvetmekten kaçınırız; istediğimiz gibi mücadele etmeyi arzu ederiz.
Berger, doktorun yanında durdu, etkilenmişti. Bu insanın ağzından çıkan her sözü can kulağıyla dinlemesi, her hareketine dikkat kesilmesi bir zamanlar körü körüne seçtiği, sonra uzun süre dikkate almadığı mesleğinin olağanüstü gücünü ruhunun derinliklerinde hissettirdi. Bir yatağın başına geçip oraya bir armağan gibi umut, müjde ve belki de sağlık bırakmanın bütün güzelliği, ani doğan bir güneş gibi içinde açtı.
"Tuhaftır, çocuklar bu hastalıklara karşı yetişkinlerden daha dayanıklı oluyorlar; henüz yaşanmamış hayatlarının gücü, ölümle mücadele edip onları yeniyor sanki."
Gece ayazında kollarında odunlarla bir köşeye oturmuş, tombul göbekli sobasına bağıran adamın öyküsü geldi aklıma, "Bana sıcaklık verdiğin zaman sana odun atacağım," diyordu. İşte para, sevgi, mutluluk, satış ve insan ilişkilerinde hiç kimsenin aklından çıkarmaması gereken şey, önce istediğinizi vermektir; insan sonra istediğini fazlasıyla alır.