Aylak Adam, kaç kere elime alıp yok yok şimdi sırası değil beklemeli dediğim kitaplardan biriydi. Beklettiğime değmiş diyebilirim aslında. Daha öncesinde okusaydım şimdi alacağım tadı asla alamazdım. Kitabın içeriği değişmiyor ama benim algım genişliyor bununla beraber hayatım değişiyor, çevremdeki insanlar değişiyor. Kitabı okurken zihnimde hem karakteri canlandırdım hem hali hazırda hayatımda olan aylak adamımı. Bence herkesin hayatında böyle karakterde bir aylak olmalı. Aslında zor olanı aylak adamın hayatında kendinizi tutabilmeniz. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Aylaklık deyince akla hep tembellik, boş insan, ölü zamanların kahramanları gelir. Evet mantıkta belki yine öyle ama aklıyla karakteriyle özgün bir kişilike sahip bir aylak adam var kitabımızda. Okurken hep aklıma Oblomov kitabı geldi onuda çok kez derine inmeden tembellikle yaftalayanlar oldu ancak en derinlerinde kimsenin farkında olmadığı hayat görüşlerini ifade eder bize. Aylak Adam da işte öyle biri, dosdoğru dümdüz bir karakter ancak yaşama kafa tutan ayni zamanda geçmişiyle yaşayan, sorgulayan arayan bir karakter. Kitap genelinde ana karakterimiz olan C.’nin hayatının aşkını bulmasını okuyoruz. Aşka, cinselliğe onun penceresinden bakıyoruz. Etkilendiği, yaşadığı olaylara bizlerde tanık oluyoruz. Ailenin küçük yaşta bir çoçuğun hayatını, geleceğini nasıl etkileyebileceğini okuyoruz. Felsefik açısınında bulunduğu o bilinç akışı tekniğiyle inanılmaz sürükleyici bir roman ortaya çıkmış diyebilirim, üstelik 1959 yılında basılmış olduğunu düşünürsek. Toplumun genel geçer bütün yargılarına kafa tutan, bireyin kendi özgürlüğüne önem vermesi gerektiğini düşünen, millet ne der korkusu nedir bilmeyen bir karakter C. Özgür ruhlu özgür karakterli. Kitabın dilinden monolog anlatımlardan veya