"İnsan sokağa düştüğü zaman hiçbir beklentisi kalmaz, hiçbir şey umut etmez. Oysa ben aşktan bir şeyler beklemiştim. Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetmeye başlamıştım."
"Tüm dünya avucumun içindeydi sanki. Büyüyor, genişliyor gibi geliyordu bana; güneş de eskisinden çok daha parlaktı. Çevremdeki her şey, tuvaletin önündeki sabah kuyruğu bile parlak bir ışıkla çevrelenmişti şimdi. Otobüsteki insanların gözleri artık sarı ve donuk bakmıyor, tersine yeni bir ışıkla parlıyordu. Aynaya baktığımda gözlerim iki mücevher gibi pırıl pırıl parlıyordu. Bedenim tüy gibi hafifti, bütün gün yorulmadan ya da uyuma gereksinimi hissetmeden çalışıyordum."
"Ömrümün kaç yılı, bedenimle benliğim gerçekten istemediğim şeyleri yapacak kadar benim olmadan geçti? İlk günden beri beni avuçlarına almış olan insanlardan bedenimle benliğimi çekip kurtarıncaya dek kaç yıl geçti? Yiyeceğim yemeğe, oturacağım eve, ne nedenle olursa olsun hoşlanmadığım erkeği reddetmeye, yalnızca temiz ve bakımlı diye bile olsa birlikte olacağım erkeği seçmeye kendim karar veriyordum artık."
"Yaşam bir yılandır. Onlar da aynı Firdevs. Yılan, senin yılan olmadığını anlarsa sokar. Zehirli iğnelerin olmadığını bilirse hayat seni bir lokmada yutar."