Ben fallara inanman biraderim. Hiçbir gerçek kazanç mücadeleden ari değildir. Gökten zembille devrim inmez. Ah biraderim sana dünyanın neşeli meydanlarından bahseden bir özgürlük destanı yazabilseydim. Böyle saklanarak azalan bir ömürden değil, sokaklar boyu uzayan karnavallardan söz etseydim. Keşke mehtapla bir başıma mavzerime yaslanmış dağlarına türkü düşseydim.
İçimdeki korkunun adı devrimi görememek olsa bu satırları sana gururla yazardım...
...Malesef biraderim "bir gider bin geliriz" marşlarından uzakta tam da yaşadığımız asra yakışan bir bireysellikle tek başımıza sığınaklarda bekliyoruz. Düşman görünmezlik pelerini içinde ya her yerde ya da hiçbir yerde. Kahpe bir pusu sanki evrene yayıldı. Sokağa adım atanı indirecek virüs milisleri.
Ne dedemin zamanında olduğumuz gibi göğümüzden bomba yüklü uçaklar ne de kapımızdan tanklar geçiyor. Ne bir yar bıraktım ardımda da acı geliyor ölmesi Galiçya'da ne de Çanakkale'de cehennemler kudurdu da Ya Allah deyip siperden fırladım. Bir bayrağa bir Tanrı'ya yahut bir fikre olan imanımla mermilerin üstüne koşmuyorum. Ne aşk ne vatan için tekmeledim altımdaki iskemleyi. Benim ellerim yalnızca yıkamaktan tahriş oldu. Nenem Rumeli göçünde dipçikle sürülürken Mayadağ'dan Uzunköprü'ye daha yirmisinde iki çocuk anasıydı. Ben kırkıma geldim büyümeden.
Varsın yaşlı küre her defasında kendisini yeniden var etmeyi becerebilmenin güveniyle bıyık altından gülsün, içinde olmadığımız bir alemin sonu en azından bizim için gelmiş olur, öyle değil mi? Üstelik biraderim, bu zilletten geriye sana bırakacağım bir kahramanlık hikayem bile yok.