mel

mel
@melislw
Yalnızlar tiyatrosunda ana karakter.
Onunla konuşmak nadide bir kemanı çalmak gibiydi; yayın her bir dokunuşuna, titreyişine karşılık veriyordu... Onunla etkileşim içinde olmanın başka hiçbir şeye benzemeyen, hayranlık uyandırıcı bir boyutu vardı. Ruhunu böyle zarif bir biçime üfleyip orada bir süre demlenmeye bırakmanın; fikirlerinin. içine tutku ve gençliğin melodisi eklenerek kişide yeniden yansıtılmasının, karakterini sinsi bir sıvı ya da parfümmüşçesine başkasına bulaştırmanın keyfi çok büyüktü.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Eğer öyleyse, tavanını intiharımda kullanmak için istiyorum." parmağımı havaya kaldırıp gökyüzüne bir intihar ipi çizdim. "Harika olurdu." -İpini neye geçireceksin? -Bulutlara? -Yanlış cevap. Bulutlar zaten yıldızlara intihar ipi takmış ölüler. -Efendim? -Bulutlar ölü. -Nereden çıkardın bunu? -Tavan benim. Ben kara verdim. Gün boyu ölü varlıkları tavanda sallanıyor işte... -Peki... Gri bulutlar? -Ölürken pişman olanlar. -Yağmur? -Ölürken pişman olan bulutların ağlaması...
Gözyaşlarım sende kırılıp gökkuşağını doğurur mu bize?
"Duracağın yerden emin değilsen durmayı arzulamayacaksın" dedi. Bu cümlesi, bariz bir kamçıydı. Ölünce acılarımın geçeceğinden emin olamayıp ölmeyi arzulamak gibi...
İçimdeki umut ağır ağır ölüyordu...