Kitap dünyada en çok satan kitap ünvanına sahiptir. Kitabın başlangıç cümlesi de kitabı çok güzel özetliyor ve ilk cümleden içine çekiyor. “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü.”
Kitap Fransız ihtilalinin öncesinde başlıyor. Fransız bir ailenin ve bir kaç Fransız vatandaşın çeşitli sebeplerle ve acılarla yaşadıkları ülkeyi terkedip İngiltere’ye gitmesini anlatıyor. İlk bölümde İngiltere’de nasıl bir hayat kurduklarını, aile ilişkilerini , güzel bir baba kız ilişkisini, fedakarlıkları, arkadaşlıkları, kan bağı olmadan da çok güzel aile dayanışmasını ve saf, çok güzel bir aşkı okuyoruz. Bir şekilde yıllar geçtikten sonra Fransa’ya tekrar döndüklerinde Fransız ihtilalinin ortasında kalıyorlar be yaşananlarla yüzleştiriyor yazar. Gücün yanlış insanlarda ne kadar ileri gidebileceğini, insanlardaki kin ve nefretin kana susamışlıkla birleşince nasıl acımasız ve vicdansız olunabildiğini okuyoruz. İnsanlar vahşetten nasıl bu kadar heyecan duyabiliyor gerçekten çok ürpertici. Kitabı elimden bırakmak istemeyerek ama oldukça yavaş okudum. Fransız ihtilali döneminin bu kadar acımasız ve vahşet dolu olması beni baya sarstı.
Kitap gerçekten çok güzeldi daha önce okumuştum ve sanırım her okuduğumda ayrı bir farkındalık yaşıyorum. Aslında iki ayrı yayınevinden okuduğum için uzun sürdü kitabı iki kere okumuş oldum.
Favorim can yayınları baskısı
Dışarı çıkamamak yok mu, insanı öyle bir sıkıyor ki! Sonra bizi yakalayıp kurşuna dizecekler diye ödüm kopuyor. Hoş bir şey olmaz herhalde.Bütün gün parmaklarımızın ucuna basarak yürümeye, fısıltıyla konuşmaya mecburuz, komşular işitir diye ödümüz patlıyor.
Neye dokunsan yasak! Ne yapsan yasak! Gene de yaşayıp gidiyorduk. Jopie derdi ki bana: "Ödüm kopuyor kımıldamaya, yasak bir şey yapacağım diye." Özgürlük diye bir şey kalmamıştı.