Geleneklere bağlılığı ve katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akadenisi'nin öğrencilerinin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları yeni edebiyat öğretmeni John Keating'in okullarına gelmesiyle değişiyor.
Benim yorumuma geçecek olursak çok keyif aldım okurken. Sadece başarılı olmak için hayatlarına el koyulan çocuklara üzüldüm. Todd'dan beklenti abisi gibi olması mesela, Neil oyuncu olmak istiyor ama ne mümkün Knox aşık olmak istiyor ama etrafında sadece erkeklerin olduğu ve katı kuralları barındıran bir yönetim var.
Yeni gelen edebiyat öğretmeni bu okulun mezunlarından fakat kafası daha farklı çalışan, hayatı farklı yönleriyle ele almak isteyen bir öğretmen. Ölü Ozanlar Derneğinin kendi dönemi kurucusu.
Kitabı arka kapağında şöyle bir cümle var "Acaba Ölü Ozanlar Derneği'nin yeni nesil üyeleri hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısından kurtulmayı başarabilecekler midir?"
Bu kitabın harika bir filmi var mutlaka izleyin bence. Hatta baş rolünde Robin Williams oynuyor ama bütün oyunculuklar çok iyi.
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum
İçerisinde 3 hikaye barındıran bu klasiğimiz üç farklı hayatta kalma mücadelesini bize anlatıyor.
Birinci ve ikinci hikaye olay örgüsü olarak benzer olsa da sonları ve mücadeleleri çok farklıydı.
Açıkçası ilk hikayede kahramanımıza çok üzüldüm. İkinci hikayede ne olursa olsun pes etmeden devam etmesi karakterimizle gurur duymama sebep oldu.
Fakat son hikaye mükemmeldi. Arkadaşı Bill ile yola çıkan karakterimiz, arkadaşının terk etmesiyle yola tek başına devam etmek zorunda kalıyor. Açlık bir yandan bitkinlik bir yandan vuruyor ama karakterimiz vazgeçmiyor. Peşine düşen kurda rağmen hayatta kalmak için tabiri caizse sürünüyor. Bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor.
Açıkçası ilk iki hikayede anladığımız gereksiz kahramanlığa gerek olmadığı, şartları her durumda kabul edip önlemler alarak bir yola çıkıkması gerektiğidir.
Her insanın en büyük dürtüsü hayatta kalmak yani ölmemek için verilen bir mücadele bence. Bunu son hikayeyi okuduğunuzda anlayacaksınız.
Ateş YakmakJack London
Yazarın her eseri gibi bu eserinde gerçekten çok etkileyici. Anlatım dili o kadar akıcı ki insan ne zaman başladı ne zaman bitti anlayamıyor. Pek tabii kitabın kısa olması bir etken olsada bu kadar kısa anlatımda bu etkileyiciliği sağlaması inanılmaz ve büyüleyici.
Herkesin deli gibi merak ettiği divane kim, nerden geldi, niye konuşmuyor...
Kitabin konusu keyifliydi açıkçası. Akatan'da yaşayan bir kabile reisinin (Nass) atalarından gelen bir davayı sonlandırma niyetiyle evlenmeye karar verdiği Unga arasında farklı bir olay örgüsü oluşuyor.
Kendi küçük dünyalarında yaşan bu topluluk düğün günü gemileri yara almış bir grup insanla karşılaşıyor ilk başta korkuyorlar fakat sonra onlarda davet ediyorlar birlikte eğlendikten sonra iri yarı adamın Ungayı kaçırmasıyla başlıyor hikayemiz.
Nass, Ungayı bulmak için bilinmez bir yolculuğa çıkıyor ve başına adeta gelmeyen kalmıyor. Hangi insan bu kadar dirençli olabilirdi ki. Amacı uğruna pes etmeden devam etmesi, hayatta kalma mücadesi çok keyifliydi.
Ama beni en çok etkileyen şey kendi dünyalarından başka dünya bilmeyen bu insanların hayata bakışının değişme serüveniydi.
Bence bu eseri okumalısınız. Zaten bir nefeste bitiyor. Çayınızı yada kahvenizin yanında keyifli bir arkadaş olacaktır eminim.
Jack LondonBir Kuzey Macerası