“Bir dostlukta, ilişkide olması gereken bazı standartlar var.
Dürüstlük, alma-verme dengesi, samimiyet ve şefkat gibi.
Bunların olması lüks değil, gereklilik.
Zaten bunlar yoksa o ilişki gerçek bir ilişki değildir.
Ama sen standart olarak bir ilişkide olması gereken bu değerleri elde etmek için savaşmak zorundaysan bir soluklanıp ilişkiyi değerlendirmeni öneririm.
Bir seyleri elde etmek için kendini kanıtlaman gerektiğine inanıp, savaşıp durursan hem kendini yorarsın hem de beklediğin seyleri elde edemezsin.”
#hayatacemilerii̇çinyaşamrehberi
Berkeley’e göre gördüğümüz ve hissettiğimiz her şey Tanrı’nın gücünün bir etkisidir. Çünkü Tanrı her an bilincimizdedir ve sürekli karşı karşıya bulunduğumuz türlü çeşitli fikir ve duyumların bizde yeniden var olmasını sağlar.
Dolayısıyla çevremizdeki bütün doğa ve tüm varoluşumuz Tanrı’da yer alır.
Var olan her şeyin tek nedenidir o.
Yani bütün soru ‘olmak ya da olmamak’tan ibaret değildir. Soru aynı zamanda ne olduğumuzdur. Et ve kemikten oluşmuş gerçek insanlar mıyız? Dünyamızdaki şeyler sahici mi? Yoksa her tarafımız salt bilinçle mi çevrili?
Var olduğunu çok yoğun bir şekilde düşünüp bir gün olmayacağını unutmaya çalışıyordu. Ama kesinlikle imkansız bir şeydi bu. Varoluşunu ne kadar düşünürse düşünsün hemen yaşamın sonu olduğu düşüncesi de geliveriyordu aklına.
Bunun tam tersi de geçerliydi; bir gün yok olacağını kuvvetle hissederse, yaşamın nasıl sonsuz bir değere sahip olduğunu da asıl o zaman anlıyordu.
Madalyonun bir yüzü ne kadar büyük ve belirginse, diğer yüzü de o kadar büyük ve belirgindi. Yaşam ve ölüm aynı şeyin iki yüzüydü.