Bu kitapta karakterin ağzından dinlediğimiz şey;
Hani mevsimi gelir hevesle denize atlar ve açılmaya başlarsın bir süre sonra yorulduğunu hisseder ve geri dönme kararı alırsın ama geldiğin yolu geri dönecek kadar enerjin kalmadığını anlar ve panik yaşarsın. O an tek çare kabullenmektir. Kabullenmek ve az nefes az güçle suyla savaşmadan sakin bir tempoyla ilerlemektir.
Hayat başlarında açıldıkça açılabileceğimiz bir deniz gibi gelir. Yolu yordamı kulaç atmak olduğu için deliler gibi kulaç atarız. Sonra varılan bir yer olmadığını ve çok yorulduğumuzu anlar geriye bakarız. Geri çok uzaktır. Hedef zaten yoktur. Şimdi yapılacak şey, boğulmamayı başarmaktır.
Ne edebiyat yaptım bee. Kitabın felsefesi tam olarak bu mu emin değilim. Benim bunu okuyasım varmışta olabilir:) Ama şuna eminim kitapta 'hayat' var.
Karakterde beni etkileyen okumaya başladığımda ezik bir tip canlandı gözümde. Farkındalığı az, öz güvensiz, düşünce dünyası dar bir adam işte. Ama kitap ilerledikçe karakterin kıstırıldığı yerden daha büyük olduğunu görmeye başladım.
Bu hikayede karakterimize düşen yalnızca, boğulmamanın yolunu aramak olmuş.