Yazar’ın ilk polisiye romanı imiş. “İstanbul Hatırası”nı okuduktan sonra bu eseri okumuş isemiz hemen anlarsınız, ilk polisiye romanı olduğunu.
Kurgular basit. Olay örüntüsü yok. Sayfalar “çevresel betimleme”ler ile doldurulmuş. Olayın kahramanı Sedat’ın, iç dünyasında kendisi ile hesaplaşması, romanın temel kurgusu olmuş.
Ama şunu da hakkaniyetle ortaya koymak gerekir ki; Mine’nin oradan çıkacağını hiç tahmin etmemiştim. Son beş sayfayı okumadan önce “bu kız nerede” dedim, bir çok ihtimal aklıma geldi, hatta “her halde bu kitabın 2.cildi var galiba” dedim ama o ihtimal hiç aklıma gelmedi.
Sonuç, okuyucu ters köşe yapıyor…
De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”