Film tadında, bir çırpıda okunan bir kitap, Sözde Kızlar.
Kahramanımız Mebrure, işgal yıllarında babası Yunanlar tarafından tutuklanmış bir genç kız. Öyle ki zaman içinde babasının akıbeti meçhulleşiyor. Kızımız da babasını bulmak için önce Bursa'ya, sonra İstanbul'a akrabalarının yanına gidiyor.
İstanbul'da karşılaştığı manzara Mebrure'yi oldukça şaşırtıyor. O dönem Anadolu işgal altında ezilirken, her gün biraz daha insan bir umut İstanbul'a göç ederken; akrabalarının evinde her gün eğlence içinde günler geçiyor. Nevin ve Behiç kardeşler ve anneleri, dostlarını ağırlamak adına hiçbir masraftan kaçınmıyor. Düzenlenen eğlence akşamlarında birçok anlamsız ve çıkarcı kadın erkek ilişkisi kuruluyor.
Tek marifeti kumar oynamak ve çevresindeki kadınları zaaflarını kullanarak ağına düşürmek olan Behiç, Mebrure'nin evlerine gelişiyle onu elde etmeyi kafasına koyuyor. Ancak çapkın delikanlı bu kez sert kayaya çarpıyor çünkü Mebrure kolayca ağa gelecek kızlardan, yani sözde kızlardan değil.
Zaman içinde Mebrure de bu iç yüzünü bildiği hayata alışmaya başlıyor. Ancak Behiç'in eski kız arkadaşı Belma öyle bir göz açıyor ki, Mebrure'yi ve diğer kendisi gibi kimliğini kaybetmiş genç kızları kurtarmak adına kendi hayatını feda ediyor.
Bu süreçte Mebrure'ye yardım eli uzatan iyi insanlar da var: Nadir ve Fahri... Bu iki karakter olmasaydı belki de Mebrure çok farklı bir son yaşıyor olurdu.
Peyami Safa, toplumsal gözlemlerini yine kişiler ve olaylar üzerinden çok iyi yansıtıyor. Ve yine kitabın sonunda karakterler yardımıyla dersini iletiyor. Kitabı okurken, ben böyle insanlar tanıyorum diyorsunuz. Üzerinden yüz yıl geçse de, mekanlar, kişiler değişse de yaşamlar değişmiyor. Rahat ve gösterişli yaşamlar uğruna feda edilenler ve ödenen bedeller hala aynı. Nevin, Belma, Mebrure,