Üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar, odanın ortasına çökmüş bir manda gibi... Etrafından dolaşmanın hiçbir yolu yok.
Babam vefat ettikten sonra bir aile dostumuz bana bambaşka bir vesileyle, kızım doğduğunda ona gönderdiğim mesajı hatırlattı. Şöyleydi: "R. doğdu. Ne yapacağımı bilmiyorum." Kızım doğmuştu, bu sıradışı bir olaydı, normal düzenin dışında, sıradan günlerin dışındaydı. Ve kimse bana çiçeği bununda bir baba olarak ne yapmam gerektiğini öğretmemişti.
Eğer gönderebileceğim biri olsaydı, bugün kesin benzer bir mesaj gönderirdim. "Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum. Günlerle ve gecelerle ne yapacağımı bilmiyorum, özellikle öğle sonralarıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum."
Üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar, odanın ortasına çökmüş bir manda gibi... Etrafından dolaşmanın hiçbir yolu yok.
Oysa o sırada o da bizimle vedalaşıyormuş.
Ve onun vedalaşması kesinlikle bizimkinden çok daha dramatk olmuştur. Onun son düşüncelerine bir göz atabilir miyiz, orada olup bitenlere bakmaya (bir saniyeliğine) dayanabilir miyiz?
"Siz olmadan nasıl yaşayacağım (hayır, artık kelime farklı), nasıl öleceğim, nasıl ölümde kalacağım sonsuza dek? Sen olmadan, kardeşin olmadan, annen olmadan, torunlar olmadan, köpek Cako, domates tarhları, bir türlü dikemediğim güller olmadan..."
"Geçmişte olup bitenler olmadan ve daha da kötüsü, gelecekte olup bitecekler olmadan ölümde nasıl kalacağım (ya da ölümümü nasıl sürdüreceğim)..."
Çocuk gözünün mekanı genişletme yetisine sahip olduğuna inanıyorum. Boyun güllerin ve lalelerinki kadarken dünyaya yakından bakarsın, onun boyunda olursun, dünya da senin boyundadır.
Büyümek uzaklaştırır ve küçültür.