Memoli

Sokaklar dolusu yalnızlıklar taşıyordu kaldırımlardan yüreğimin sana bir türlü ulaşamayan yollarına Süpürüyordum sonra onları çaresiz ve el sallıyordum belki sana da bir gün uğrar diye umut rüzgarlarına...
Şiir
Reklam
Kendi Yazdığım Kısa Durum Hikayesi
Merhabalar, 1 saat içinde bir durum hikayesi yazdım, umarım hoşunuza gider. Yorumlarınızı bekliyorum. :) "Küçük bahçesinde yetiştirdiği sebzeleri toplamak için dışarı henüz çıkmışken çiseleyen yağmur, o daha sebzelerine dahi ulaşamadan şiddetini o kadar hızlı arttırmıştı ki daha ilk adımlarında ilk baştaki yağmurun şiddetine razı olan ve bunun için geri dönmesine hiç gerek olmadığını düşünen kadın bu kadar kısa sürede değişen yağmurun hızına adeta inanamamıştı çünkü artık delicesine ıslanıyordu. Sonra birçok insanın da bu yağmurdan farksız olmadığını, ilk başta son derece iyi olanların ne kadar çabuk kötüleşebildiğini veya söz verenlerin sözlerini ne kadar çabuk unutabildiklerini anımsayınca (aslında daha birçok şey anımsayabilirdi ama bu kadarı bile yeterliydi.) o an onu çok şaşırtan bu değişim hızına çok da şaşırmaması gerektiğini düşündü. Tüm bunları, daha içeriye geri dönüşü dahi bitmemişken düşünmüştü, bu sebeple bi an kendi hızına da şaşırır gibi oldu. Nedendir bilinmez tam içeriye geri girmek ve yağmurdan kurtulmak üzereyken birden sebzelerine geri dönmeye karar verdi. belki de geri dönüşünün sebebi sebzeleri değildi, sadece ıslanmak hoşuna gitmişti ve daha fazlasını istiyordu ama sebebin hangisi olduğunu kendisi bile bilmiyordu. zaten çok da önemli değildi bu, sadece geri dönmek istemişti ve öyle de yapmıştı. Uzun süre önce ektiği ve o an ellerinde tüm kızıllığıyla duran domateslerden birini yemenin mutluluğunu yaşarken aynı zamanda yediği domatesi kendisinin yetiştirdiğini ve ona ne çok emek verdiğini düşününce kendisiyle gurur duyduğunu hissetti. Domatesi ısırdıkça adeta gurur tadıyor, sonra da mutluluk yutuyordu. O an istemsizce yere oturdu, belli ki içeri girmeyi hiç istemiyordu ve birkaç dakika önce bastırdığı için sinirlendiği yağmura, şimdi adeta daha
Edebiyat
Harika Bir Etimolojik Yolculuğa Çıkmak İster Misiniz? :)
Size "ceket" kelimesi ile "akıbet" veya "kıble" kelimesi aynı köke dayanıyor desem inanır mısınız? (bkz: ceket) Fransızca "jaquette", "Avrupai cepken" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük "jaque", "1. köylü, 2. dize kadar inen köylü giysisi" sözcüğünden gelir. evet, bugün daha resmi olan bu giysinin asıl anlamı köylü giysisiymiş. :) "Jague" sözcüğü ise "jacques", "bir erkek adı, yakub" özel adından türetilmiştir. "Jacques" ise Latince aynı anlama gelen "jacobus" özel adından türetilmiştir. Bunların hepsi Türkçeye de geçen "Yakup" özel isminin farklı varyasyonları. Tüm bu varyasyonların atası olan "yakob" sözcüğü İbranice "1.Yakup, 2.Tevrat'a göre İshak'ın oğlu ve İsrailoğullarının atası" özel adından türetilmiştir. Bu kelimenin başkaca anlamları ise "1. topuk, 2. izinden gelme, ardından gelen, sonraki" anlamlarıdır. Dolayısıyla bugün Türkçede kullandığımız "hemen ardından, hemen sonrasında" anlamına gelen "akabinde" kelimesinin de benzer anlamlara geldiğini hatırlamak çok zor olmasa gerek. Ayrıca "son, sonuç, sonunda, en sonunda" anlamlarına gelen "akıbet" kelimesi de bu köke dayanıyor. Ayrıca İngilizcede "1. bir erkek adı, 2. iskambilde vale" anlamlarına gelen "jack" kelimesine, "pota, çanak" anlamına gelen "pot" kelimesinin eklenmesi ile oluşan ve "1. pokerde vale çıkıncaya kadar biriken pot, 2. her türlü kumarda büyük kasa" anlamlarına gelen "jackpot" kelimesi de bu köke dayanır. Hatta İngilizcede "1. köylü uşak , at uşağı, yamak, 2. yarış atı binicisi" anlamına gelen "jokey" kelimesi de bu köke dayanır. "Fransız ihtilali esnasında (1791) Paris'te St Honoré sokağındaki eski St Jacques Manastırı'nda toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad" olan "jakoben" kelimesi de aynı köke dayanır. Şimdi daha da derine inme zamanı. Tüm bu kelimelerin
Tarih
Bir Kızılderili Atasözü: "Seni tanıyan son kişi öldüğünde aslında hiç doğmamış olacaksın." (Bu söz beni hayatımda en çok etkileyen söz sanırım.)
3 SAATTE YAZDIĞIM KALEMİMDEN BİR HİKAYE. (yorumlarınızı bekliyorum. :)) (Okumanız beni çok mutlu eder) Elindeki bıçağıyla kendisine doğru koşan adamın ayak sesleri sayesinde üzerinde yattığı buz gibi asfaltın üzerinde gözlerini açan adamın, kendisine doğru koşan adamın gözlerinde gördüğü tek duygu korkunç bir öfke idi. Kendisi nasıl bu hale düşmüştü, neden yerdeydi, neden bayılmıştı? Yoksa bayılmak değil de uyku muydu orada yatmasına sebep olan?  Hiçbir detayı hatırlayamıyordu. Acaba sarhoş muydu? Bu yüzden mi yolun ortasında uyumuştu? Bu mümkün olamazdı çünkü o asla içki içmezdi. Yoksa biri içtiği çaya, suya ilaç mı atmıştı? Bu da pek mümkün gözükmüyordu çünkü bildiği kadarıyla pek düşmanı yoktu kendisinin. O halde neden Soğuk bir Ankara gününde buz gibi bir asfaltın üzerinde yatıyordu? Neden geçmişi hatırlamıyordu ve tüm bunlardan daha önemlisi neden elinde bıçak olan bir adam son hızla kendisine doğru öfke ile koşarak geliyordu?  Acaba koşan adamın ayak sesleri sayesinde uyanma şansını bulamasaydı, uyanma sebebi göğsünde çok büyük bir ağrıya sebep olan kalbine saplanmış bir bıçak darbesi mi olacaktı? Bu sebeple erkenden uyandığı için kendini çok şanslı saydı fakat bu çok kısa sürdü çünkü hâlâ karşısında kendisine doğru koşan ve elinde bıçak bulunduran öfkeli bir adamı görüyordu.  "Ölünce tüm hayatınız film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer." sözünü çok iyi biliyordu fakat henüz ölmediği halde kısacık zaman aralığının nasıl bu derece yavaşladığını ve nasıl bu kadar çok detayı bu küçük süre zarfında düşünebildiğini anlayamıyordu. Yoksa hâlâ uykuda mıydı? Bu da mümkün olamazdı çünkü üzerinde yattığı asfaltın soğukluğunu, rüyadaki sahte bir acı olamayacak kadar tüm benliği ile hissedebiliyordu. Bu kadar kısa sürede bu kadar detayı düşünebilmesi mümkün