Puan vermedi·336 syf.··
2022 69. kitabı
Bu kitap, UCLA nöropsikiyatri profesörü Dr. Gary Small’ın yıllarca tedavi ettiği vakalardan yola çıkarak yazdığı bir popüler psikoloji kitabı. Orijinal adı The Memory Doctor ya da The Naked Brain serisiyle bağlantılı olsa da Türkiye’de bu isimle basıldı. Kitap ne anlatıyor? Gary Small, hafıza ve beyin hastalıkları üzerine çalışan bir psikiyatrist. Kitapta “defterine” not aldığı, tıpta pek rastlanmayan, şaşırtıcı hastaların hikayelerini anlatıyor. Amaç sadece ilginç vaka sunmak değil, beyin-hafıza ilişkisini herkesin anlayacağı dille açıklamak. Öne çıkan temalar: Hafıza vakaları: Alzheimer’ın erken belirtileri, hiç unutamayan insanlar, travma sonrası hafıza kaybı yaşayan hastalar. Beynin tuhaflıkları: Deja vu, yanlış anılar, takıntı, paranoya gibi durumların nörolojik kökenleri. Pratik bilgiler: Small her vakanın sonunda hafızayı güçlendirmek için öneriler veriyor. Beslenme, egzersiz, stres yönetimi, zihinsel egzersizler gibi. Kitabın tarzı: Tıp kitabı gibi ağır değil. Dedektiflik hikayesi okur gibi ilerliyor. Her bölüm bir hastayla başlıyor, teşhis ve çözüm süreciyle bitiyor. Bilimsel ama sürükleyici. Kimler için? Hafızası için endişelenenler, psikoloji/beyin konularına meraklı olanlar ve “gerçek hayat vakaları” sevenler için ideal. Çok teknik detaya girmeden, beyin sağlığını koruma konusunda farkındalık yaratıyor.
Bir Psikiyatristin Gizli DefteriGary Small · NTV Yayınları · 201736,5bin okunma
8/10
·96 syf.··
2026 71. kitabı
This book is a collection of poems that captures ordinary emotions with a powerful voice. There are no grand events here; just love, loneliness, memory and the quiet passage of time. Some lines make you pause and reread them without even realizing it. Definitely it's a one sitting read book, but also the kind of book you want to take slowly and absorb the poems.
Şiir
Still Another DayPablo Neruda · Copper Canyon Press, U.S. · 20051 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·336 syf.··
2026 120. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 16:43
While the concept behind The Museum of Ordinary People was undeniably charming, the narrative itself felt somewhat underwhelming. As a reader who appreciates complex character arcs, I found the plot to be quite cliché; it followed a predictable trajectory that made the conclusion easy to foresee long before the final pages. At times, the story felt unnecessarily protracted, spanning many chapters without offering much substantial development or "story." However, the saving grace of the novel was the central idea of the museum itself. The notion of a sanctuary for the mundane objects left behind by "ordinary" people—items that would otherwise be discarded or forgotten—is a beautiful, poetic concept. It reminds me of the tactile memory we find in pottery or the vintage trinkets in a thrift shop. While the storytelling didn't quite live up to the brilliance of its premise, the museum remains a hauntingly lovely metaphor for how we honor those we have lost.
The Museum of Ordinary PeopleMike Gayle · Grand Central · 20239 okunma
Kitabın başlığı kesinlikle ‘Açlık Meleği’ olmalıymış…
Puan vermedi·248 syf.·
2026 15. kitabı
Kitap, bazıları yalnızca birkaç satırdan oluşan ve özlü başlıklara sahip 64 kısa bölüme ayrılmış olup 60 yıl sonra sürgününü, kamptaki günlük yaşamını ve memleketine dönüşünü anlatan birinci şahıs anlatıcı Leo'nun bakış açısıyla yazılmıştır... Kronoloji, sürgünden önceki döneme ait anılar ve şimdiki zamanın tasvirleriyle tekrar tekrar kesintiye uğrar… Herta Müller'in cümleleri kısa ve özlüdür, çoğu zaman eksiktir. Bazen sadece iki kelimeden, hatta tek bir kelimeden oluşurlar…. Yazar, metne zamansız bir nitelik kazandırarak sık sık geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçiş yapar... Üslubu canlı ve metaforlar bakımından zengindir… Doğa ve nesneler, duygular gibi kişileştirilir; örneğin, "açlık meleği" olarak kamptaki mahkumların düşünce ve eylemlerine hükmeden ve anlatıcının sürekli yoldaşı olarak görünen AÇLIK… Müller sıklıkla basit kelimeleri birleştirerek "dümmlichtapfer", "krankhungrig", "Herzschaufel" veya "Tageslichtvergiftung" gibi yeni kelimeler yaratıyor… Kitabın özetine gelince; 1945 yılının o dondurucu Ocak ayında, henüz on yedi yaşındayken, sırtında akrabalarının verdiği bir palto ve ruhunda sakladığı o tekinsiz kaçma arzusuyla yola çıkan Leo, Sibiu’dan yola çıkan o tren, sadece Rusya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına değil; açlığın, kimsesizliğin ve insanın insana yabancılaşmasının tam kalbine, bir toplama kampına götürürler… Orada, her soluğunda yanında biten bir yoldaş edinir… Açlık Meleği O, sadece midesini değil, zihnini de yönetiyordu… Öyle bir noktaya gelmiştik ki, bir kürek dolusu cüruf taşımak, bir gram ekmeğe eşitti… Kampta ahlak, yerini hayatta kalma içgüdüsünün soğukluğuna bırakmıştı... Ölenlerin cebindeki son ekmek kırıntılarını toplar, cesetlerin kıyafetlerini henüz soğumadan paylaşırlar…Birbirlerine yaptıklarının telafisi yoktu; tek sığınakları,
1000Kitap
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
9/10
·288 syf.··
2026 43. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 17:13
The Memory Police give me a dystopian vibe. If George Orwell were Japanese, he might have written 1984 like this book. Having a memory disease is different than living with the memory police. When you have a memory disease you could write notes/letters. (which the Professor chose this way) But the memory police make you forget and stuffs vanished, if you remember them, you will vanish too. That's such a terrible thing.
The Memory Police : A NovelYoko Ogawa · Random House · 2020356 okunma
10/10
·494 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 17:12
I really enjoyed the feeling of being lost in a sweet dream. This book has so soft, but majestic vibe. I just feel like I'm losing my way. It feels like touching sand: You can touch and feel it, but in the end, only the memory of it remains. You can't change and save anything.
The Starless SeaErin Morgenstern · Doubleday Publishing · 201923 okunma