Otizm...
Çok güç bu durumu anlatmak. Yazarın kralı, cümlelerden oluşan dünyanın hâkimi gelse, betimleyemez, o derece... Çünkü yaşamayan asla bilemez. Yaşayan bile 'ne yaşadığını' bilemiyorken hem de.
Kitabı alırken, az çok ne okuyacağımdan emindim. Emin olmadığım kısım, bilmediğim bir şeyi yakalar mıyım, kısmıydı ve olmadı. Çünkü, otizmin vurduğu her birey, bambaşka ruhlardan ibaret. Her biri ayrı hikâye, her biri ayrı karakter, her biri, diğerinden tamamıyla farklı derecelerde seyir gösteriyor aslında. Adlandırılışı aynı olsa da farklılığın tezahürü bu 'kapalı kutu'dan ibaret sendromu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Sonra bir farkındalık furyası oluşuyor ancak bu farkındalık ailelere ulaşana dek çok geç oluyor.
İnsan bu. Ve ilk etapta da bir bebek. Bilemiyorsun. Ayırt edemiyorsun. Yönlendirilmiyorsun çünkü insanoğlu hep 'çok iyi' biliyor, bildiklerine, inandıklarına toz kondurmuyor, bu sebeple yönlendirilmeye tahammül edemiyor, tepki gösteriyor. Bu yüzden, yönlendirilmesi gerekenler de göz ardı ediliyor.
Otizmin ilacı yok. Otizmin ciddiyetini çözmüş bir sistem de yok. Tek çaresi bireysel eğitim ve sosyalleşme etkinlikleri ancak buna da her ailenin gücü yetmiyor... Hatta pes ediyorlar. Olanla idare etmeyi tercih edip, gözlerinin önünde farklılıklarıyla cebelleşen ve halinin farkında olmayan evlatlarını müthiş bir çaresizlikle izliyorlar.
Kitapta otizmin türlerini incelemiş yazar; en iç açıcısını bile anlatmak ve anlamak gerçekten çok zor. Ah'lar var aklımda. Çok fazla ah'lar. Fakat yazamıyorum. Korktuğumdan değil, tiksindiğimden yazamıyorum. Zaten adil olmayan bir hayatın içindeyken, bir de adaletsizliği dile getirmeye çalışmak, okyanusun ortasında iken yüzerek karaya çıkmaya çalışmak gibi geliyor...
Güzel kitap. Farklı değil, konuya hakim olana belki aynı