Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de
Kürsülerde adaleti anlatıp, menfaat kapısında zalime fetva verenlerin tahsili de, cübbesi de sadece dünyalıktır. İlim, hakikati haykırmak için kuşanılır; konfor uğruna dilsiz şeytan olmak için değil. Vicdanını ve inancını dünyaya satmayanlara selam olsun. Cumanız Mübarek Olsun.
Duygu ve Düşünce
Reklam
HERKESİN SEVDİĞİ YÂRİ KENDİNE
Bana himmeti lâ olan ârifin Menfâat madeni zârı kendine Asılından pay vermeyen canlının Ehl-i hüner etmiş ârı kendine Bir güzel bâğ gördüm hoştur çiçeği Bahçıvan bilmez mi burcu göğçeği Bâğın bâr vermektir asıl gerçeği Zahmeti ben için bârı kendine Gül odur ki çar etrafı hârlana Şeydâsı başında geze zârlana Tüccâr odur gulâmları kârlana Ne benzer o erin kârı kendine Gül dalında bülbüllüğü zağ olsa Bülbül mü demeli şeydâ yoğ olsa Her ne kadar kebir cesim dağ olsa Verir tipi boran karı kendine Sümmânî ne demden verdin rivâyet Bilene ibrettir bilene sıhhat İster güzel olsun isterse hoyrat Herkesin sevdiği yâri kendine Aşık Sümmâni Baba
Hayattan kimler zevk almaz
Siyasetin oyun, utbolun hipnoz olduğunu bilen, İhaneti 100 metreden tanıyan, İçinde insan olan tüm beşeri ilişkilerin, menfaat ve çıkara dayalı olduğunu, milyon kez tatbik eden, Psikolog yerine haftada 1 kez mezarlık ziyaret eden, Hırsını tevekküle, hayallerini sabıra dönüştüren, Acizin aciz, faninin fani, dostu olamayacağını anlayan, Ölümün tek gerçek olduğu ve yarına senedinin olmadığı bir dünyanın farkına varan Bu hayattan zevk almaz. Belki elemde duymaz ama herkesin şaşırdığı, korktuğu, sevindiği olaylar dizisine sebatkar bir bakış açısıyla sıradan bakar. T.E.K
Kutsal Olanı Araçsallaştırmak…
İnanç, insanı özgürleştirdiğinde değer kazanır; korku, baskı veya çıkar aracı haline getirildiğinde ise amacından uzaklaşır. Bu nedenle din ile dini kullanarak menfaat sağlayan kişi ve yapıları birbirinden ayırabilmek büyük önem taşır. Bilinçli bir inanç, sorgulamaktan korkmaz; akıl, vicdan ve bilgiyle güçlenir. Manipülasyona karşı en güçlü koruma da budur.
İlişkilerin Çöküşü: Kalabalıklar İçinde Büyüyen Yalnızlık
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar birbirine yakın görünmemişti. Bir tuşa dokunarak dünyanın öbür ucundaki insanla konuşabiliyor, saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu iletişim imkânlarına rağmen insanlık, belki de tarihinin en büyük yalnızlık dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü iletişim arttı, ama ilişki azaldı. Sesler çoğaldı, ama samimiyet kayboldu. Bugünün insanı her şeyden önce tüketmeye programlanmış durumda. Sadece eşyaları değil, duyguları, dostlukları ve insanları da tüketiyor. Bir zamanlar yıllarca süren dostluklar, bugün birkaç yanlış anlaşılmanın ardından çöpe atılabiliyor. Bir zamanlar emekle büyütülen ilişkiler, bugün birkaç mesajla sonlandırılıyor. Çünkü modern toplum insanlara sabretmeyi değil, vazgeçmeyi öğretiyor. İlişkiler artık bir gönül bağı olmaktan çok bir çıkar ortaklığına dönüşmüş durumda. İnsanlar karşısındaki kişiye "Sana ne verebilirim?" diye sormuyor; "Senden ne alabilirim?" diye yaklaşıyor. Dostlukların yerini menfaat, sevginin yerini sahip olma arzusu, sadakatin yerini geçici heyecanlar alıyor. İnsanlar birbirlerini anlamaya değil, kullanmaya çalışıyor. Kullanamadıklarında ise sessizce uzaklaşıyorlar. Sosyal medya bu çürümenin en görünür sahnesi haline geldi. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz görünmeye çalışıyor. Gerçek hayatın kırıkları filtrelerin arkasına saklanıyor. İnsanlar artık yaşamak için değil, paylaşmak için yaşıyor. Bir kahve içmeden önce fotoğrafını çekiyor, bir dostla konuşmadan önce paylaşımını düşünüyor, bir ilişkiyi yaşamadan önce onu nasıl sergileyeceğini planlıyor. Gösteriş, samimiyetin önüne geçmiş durumda. Daha da acısı, insanlar artık birbirlerine tahammül edemiyor. En küçük fikir ayrılığı düşmanlık sebebi sayılıyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Eleştiri
Reklam
Reklam