9/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2024 140. kitabı
1.Uluma Vahşi Kadının Dirilişi:Eğer çöllerde kaybolmuşsanız, yorgunsanız, şansınız yaver gider mutlaka La Loba ile karşılaşır ve seversiniz. La Loba yaşlı kemik koleksiyoncusudur .Arketipsel simgecilikte kemik tahrip edilemez gücü temsil eder .Kolaylıkla kendilerini temsil etmezler.Mit ve öykülerde tahrip edilemez olan ruhun tinini temsil eder.Ruh tininin yararlanabileceğini hatta sakatlanabilir ama asla yok olmaz.Öyküde kurt kemikleri vahşi benliğin tahrip edilemez, yok edilemez olduğunu ve bozulmayacak olanı temsil eder .Vahşi benliğin ruhsal kemikleri içimizdedir.Zamanı geldiğinde bu yaratık tekrar ete kemiğe bürünerek kendimizi ve dünyamızı değiştirir .Kadınları değiştirecek kemik içindedir.Bu nefes içimizdedir .Kaybolmaz,tahrip olmaz ama onu bularak bir araya getirmek ona nefes vermek hayatın her döneminde olabilir. Kadının içinde hayvani iç güdüsel benlik vardır ve bu benlikte vahşi olan yön vardır. Bu benlik hareket eder ,konuşur ,öfkelenir ,özgürdür ve bilgili bir benliktir. İçimizdeki yaşlı bugün de kemikleri topluyor.Ruh evinin inşacısıdır .Ruh yapıcı, kurt yetiştirici, vahşi şeylerin koruyucusudur yaşlı kadın kemikler üstüne şarkı söyler ve o şarkı söyledikçe kemikler ete bürünür. Hayatımız boyunca yaşadığımız hayal kırıklıkları,özlem ,üzüntüler sonrasında zmanı geldiğinde o yeniden oluşumu başlatacak ruhumuzun sesini dinlemeliyiz.O zaman ruh kemiklerimiz yeniden canlanacak ve vahşi oluşum gerçekleşecektir. Çölde hayat küçük ama muhteşemdir, olan bitenlerin çoğu yeraltında sürer gider .Birçok kadının hayatı da buna benzer.Bir kadın psişesinin yolu kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yer üstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir .Bazı kadınlar psişik çölde bulunmak
Edebiyat
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Vahsi savaşçının mutsuzluğu
Puan vermedi
Fransız antropolog Pierre Clastres, Güney Amerika yerlilerinin bir devletsiz toplum biçimi olarak kendilerini otoriteden koruma mekanizmalarını incelediği “Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu” isimli çalışmasında ilkel toplumun kendi özerk varlığını sürdürebilmesinin aracı olarak “savaş”ı ve “savaşçı”yı çözümler. Toplumun efendi ve uyruklar olarak bölünmesinin adı olarak “devlet”in bu yerli topluluklarda ortaya çıkmamasının nedeni olan savaş, kabileler arası dağınıklığın amacıdır. Her topluluk iç bütünlüğünü, eşitlikçi bölünmemişliğini dış savaşla sağlamaktadır. İlkel toplum, özgürlüğü kendi aleyhine çevirecek bir genel barışa razı olmaz. Bu nedenle sürekli bir savaş durumu içerisinde genel bir Devlet ve özel olarak da kabile içi bir “efendi” grubu tezahür edemez. Bu mekanizmanın en önemli aracı olarak savaşçı, kendi varlığını toplumun yekpare bütünlüğüne adayarak ölüm için varlık haline gelmiştir. Bunu sağlayan ise toplumun savaşçıya verdiği prestij ve şöhrettir. Savaşçı ile toplum arasında ölümcül bir denge, yaşamsal bir değiş tokuş vardır: Savaşçının sürekli ve ölümle sonlanacak başarıları karşılığında, toplumun yapısının korunmasının ödülü olarak ona sunduğu prestij. Bu ilişki içerisinde savaşçı, doyumsuzluk içinde yaşayan bir insandır. Bu endişeli figürün kişiliği, bireysel prestij arzusu ile bu prestiji veren toplumun gösterdiği itibarın iç içe geçmesiyle ortaya çıkar. Savaşçı, bu mantığın tutsağıdır, toplumun egemenliği altındadır ve onun tarafından yabancılaştırılmıştır. Savaşçının bir efendi figürüne dönüşmemesi için, toplum onda sonu kesin ölümle bitecek sürekli başarılar ister. Savaşçı daha baştan ölüme mahkumdur. “Vahşi savaşçı için mutluluk y oktur. Mutsuzluğun kesinliği vardır. Çünkü savaşçı bölünme tohumunu atarak, ayrı bir iktidar organı haline gelerek
Felsefe-Düşünce
Vahşi Savaşçının MutsuzluğuPierre Clastres · Ayrıntı Yayınları · 199214 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·72 syf.··
2021 38. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2021 18:21
[ ...her zaman küçük işaretlerin büyük şeyler anlattığına inanırsın.] Bu günlerimi de sanırım Jack London dönemi diye hatırlayacağım Oğuz Atay 'a selam olsun. Yeni öğrendiğim kelimeler ve anlamını yanlış bildiğim bir kelime ile başlamak istiyorum. Marsık: [ Bir hayvan değilmiş ya, ben niye bunun anlamını öyle biliyorsam. Hatta çizebilirim bile. Köstebek, kirpi arası siyahımsı bir hayvan işte. Değilmiş.] Uzun tanımı geçtim, meraklısı sözlüğe baksın. Tam yanmamış odun kömürüymüş. Argoda esmere deniliyormuş. Travers: Tren raylarındaki hani resim yaparken çizik çizik yaptıklarımız hah onun adıymış travers. Onun bir adı olduğunu da hiç düşünmemiştim. Bütüncül ray deniyor sanıyordum, değilmiş. Sadak: İçine ok konulan torba. Menfez: Banyo ve tuvaletlerdeki açılır kapanır havalandırma yerinin adıymış. Kitap 1912'de yazılmış. Veba salgını kitaba göre 2013. Hikaye bize 2073 yılından sesleniyor. Karakterler, hikayeyi anlatan 87 yaşındaki Granser, torunları Edwin, Tavsandudak ve Hu-Hu. Çevirmenin yine notları eşliğinde kısa sürede bitiyor bu novella. Corona salgını ile benzerlikler var ki, yazar hiçbir salgına şahit olmamış. Kendini feda eden ve karşıdan el sallayan o iki abimiz ve ölüme karısını yalnız göndermeyen amcamız ağlatmıştır beni. Yazar da öyle bir gözlem gücü var ki; ihtiyar adamı bir çiziyor. Sadece dış görünüşünden işte saçı, sakalı, giyimi, kol yaralarından adamın hayatını okuyor. Acaba beni görse nasıl yorumlardı dedim içimden. İnsanlara hiç böyle dikkat etmediğimi fark ettim. Yine çok yönlü, üzerinde konuşulmaya değer bir kitap.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,9bin okunma