Memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, Kuva-yı Milliye’nin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. Fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldınya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
Murat Bardakçı’nın Makbule kitabında en çok dikkatimi çeken şey, Atatürk ile kız kardeşi Makbule Hanım arasındaki karakter farkı oldu. Atatürk disiplinli, sabırlı ve sorumluluk sahibi bir liderken; Makbule Hanım daha çok şikâyet eden, acıtasyon yapan ve kendi hayatının sorumluluğunu almakta zorlanan biri.
Mustafa Kemal Atatürk ona maddi olanaklar sağlamış,her türlü imkân kapılarını açmış.
“Abim beni okutmadı” yakınması Atatürk’ün ona her türlü imkânı sağlamış olmasıyla çelişiyor. Yine sefalet içinde yaşadığını iddia etmesine rağmen, kürkten yapılan her şeyi alması, sadece bir şapkasında 42 kakım hayvanının kürkü bulunması, tek seferde 22 şapka alması ve yalılar istemesi; yani müsriflikte sınır tanımaması da bu iddiaları boşa çıkarıyor. Hazıra dağ dayanmaz; Atatürk sonrası sefalet dediği şey aslında tamamen kendi iş bilmezliğinin sonucudur. Aynı şekilde elinde pek çok mal varlığı ve mülk olmasına rağmen bunları kocası ile birlikte çarçur edip sonrasında “sefalet içinde yaşadım” demesi de okuyucu olarak bana pek samimi gelmedi. Çünkü sefalet, hiç imkânı olmayanın yaşadığı bir durumken, elindekini kötü yönetip sonra mağduriyet söylemine sığınmak başkadır.
Kitap boyunca Makbule Hanım’a karşı sabırsızlık ve öfke hissetmekten kendimi alamadım. Ne kadar çok acıtasyon yaptıysa Atatürk o kadar sabırlı kalmış.Sonuçta hazıra dağ dayanmaz; Makbule Hanım’ın sefalet söylemleri, kendi tercihleri ve yönetimsizliğinin sonucunda ortaya çıkmış gibi görünüyor.
Özetle, bu kitap Atatürk’ün sabrını ve büyüklüğünü bir kez daha hissettirirken, kardeşi Makbule Hanım’ın zaaflarını da çok net ortaya koyuyor.
Sinirlerimi zıplattın Makbuleee,daha kitap bitmeden saçımı başımı yoldurdun Makbuleee
Atatürk hakkında pek çok kitap okudum. Ama sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’un kaleminden okumak çok farklı bir deneyimdi. Canım Atam, her seferinde seni yeniden tanıyor, yeniden hayran kalıyorum.