Tıp okumak için Viyana'ya taşınan Berger ilk defa yalnız yaşayacaktır fakat hayal ettiği şekilde başlayamaz üniversite hayatına. Yalnızlık hissi onu dipsiz bir kuyuya sürükler. Kim olduğunu,ne için yaşadığını bilmediğini düşünür,insanların arasında bir kişiliğinin olmadığını ve bunun gibi daha bir çok kötü düşünce içinde kaybolur. Kızıl hastalığına yakalanan bir kızla tanışmasıyla hayatının dönüm noktasını yaşar.
Şöyle ki bu kitabı okuduğumda Zweig'in dilini ve anlatış tarzını ne kadar sevdiğimi bir kez daha farkettim. Karakterlerin iç dünyalarını okurken vaov oluyorum her seferinde. Bu kitabına gelirsek, Berger için gerçekten çok üzüldüm. Berger sanki zaman geçtikçe dipsiz bir kuyuya düşüyordu, bir gün daha fazla boşlukta süzülmemek için duvardaki taşlara tutundu, tırmanacak vakti olmadı tabi... Yine de bu kısa zamanda içsel bir evrim yaşadı diyebilirim. Hatta karakterin içsel dönüşümü bana Olağanüstü Bir Gece'nin ana karakterini hatırlattı. Kitap çok akıcı,bir günde bitirdim. Ve kısa olması biraz üzücü bunun yanında etkileyici de. Yavaş okumanızı tavsiye ederim. Kitaplar yol göstericileriniz olsun.♡