sema

Hayatımda kaç kez yaşadığımı derinden hissettim bilmiyorum. Ya da hissediyordum fakat farkına varmak büyük bir maharet istiyordu da ben yapamıyordum. Şu an bir ilki yaşıyorum, pencereden esen rüzgar sigaramın dumanına yön veriyor, her çekişte izmarit küle dönüyor fakat ateş yanmaya devam ediyor. Yaşam ve ölüm gibi. Düşen küller uçup gidiyor kalanlar ise bir kadının nefesiyle yanmaya devam ediyor. Sessizlik o kadar derin ki ateşin çıtırtısını bile duyabiliyorum. Yitip giden hayatların son çığlığı gibi. Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar ise bir avuç yalandan ibaret. İnsanlar dünyayı sessizliğe bıraksalar da gölgelerini üstünden çekmiyor, bütün yapay ışıklarla yıldızlara perde düşürüyorlar. Yıldızları görebilmek için zifiri karanlığa muhtaç olmamızsa evrenin bir komplosu. Karanlıktan korkanlar yıldızlara kavuşamazlar…
1000Kitap
Reklam
Ayrılık, olmuş olanın mevcudiyetini seyreltmez. Onu daha da pekiştirebilir. Ayrılmış şeyin,deneyimin şimdisiyle irtibatı tamamen kopmamıştır. Aksine onunla bağlantılı kalır. Deneyimin öznesi de gelmekte olana, geleceğin şaşırtıcı ve belirsiz unsuruna açık olmalıdır. Aksi halde zamanı aralıksız çalışarak tüketen bir emekçiye dönüşüp katılaşır.
Sayfa 15
Felsefe-Düşünce
Nefesimizi tüketen bu hislerden kurtulmamızın yolu oksijen dolu bir ormana mı kaçmak? Etrafımızdaki hava bize yetmiyorsa kaçmalı mıyız? Hislerden kurtulmak yeni bir ağaç dikip yıllarca büyümesini beklemek kadar zor. Ormanım yanıyor ve rüzgar yangını körüklüyor. Yarın ne olur bilmiyorum. Sağanak bir yağmurun gelme umuduyla sabrediyorum ama ormanımdaki ağaçlar tükenmek üzere. Elimden gelse gözyaşlarımla söndüreceğim bu yangını. Fakat gözyaşlarım bile yetmeyecek bu yangını söndürmeye biliyorum.
Edebiyat
Herkes bir şeyler bekliyor birbirinden. Fakat kimse istediğine ulaşamıyor. Nankörlük mü yapıyoruz elimizdekilerle yetinmemekle? Sarhoş olacak kadar aşık olmak istemek yanlıştır belki de. Ya da hislerimiz o kadar yüzeyselleşti ki yoğun duygular korkunç görünmeye başladı uzaktan. Uzaklaştıkça büyük resmi görüp her şeyin daha anlaşılır olması gerekmez miydi? Biz neden uzaklaştıkça körleştik? Tam olarak nerede başladı bu miyopluk? İnanın bilmiyorum. Ne yaşadık da hevesimiz bu kadar kırıldı bilmiyorum. Belki de sosyal medyanın iliklerimize işlemesi sonucu biz de yapaylaştık. Doğadan esintiler görünce hala gülümseyen insanların var olduğuna inanmak istiyorum. Hep önüme değil etrafıma da bakmak istiyorum, hatta arkama bile. Geçmişe dönmek belki de kim olduğumuzu, eskiden hayatın bizim için ne demek olduğunu hatırlatır. Nostalji hissiyle bürünmüş bir sokağın sonu özümüze çıkar mıydı? Yoksa biz o denli uzaklaştık mı kendimizden? Umarım o sokak bizi bilmediğimiz kötü şehirlere çıkarmaz.
Duygu ve Düşünce