“Toplumun kendisinden beklediğinin yarısını yapan bir kadının hayatı çoktan dolmuştur. Evini az veya çok temiz, düzenli tutan, eşine ve çocuklarına yemek yapan, sıklıkla olmasa da evinde yemek daveti veren, düğün davetlerine icabet eden bir kadının kendine ait bir şey yaratması artık neredeyse imkansızdır. Bu saydıklarımın hiçbiri tek başına sorun değil. İnsan tabii ki yemek yapabilir, evini temizleyebilir. Ama gerçekten değerli bir şey ortaya koymamız, kadın olarak bize dayatılan hayattaki çok ama çok sayıdaki unsura ayak diremediğimiz, bir yerde sınır çizmediğimiz sürece imkânsız. Evimizin baş köşesinde bir yemek masası varsa mesela bu, çok kez, bize dayatılan bir düzene ve kültüre farkında olmadan hapsolmuşuz demektir ki o düzeni sürdürerek hayatımızda bir yandan başka bir şeye de o şeyin gerektirdiği oranda yer açmamız, üzülerek söylüyorum ki mümkün değil. Halbuki önemli olan, insanın geride bir şey bırakması. Ev işleri asla bitmez. Toplumsal “gereklilikler” asla bitmez. Toplumun kendisinden beklentilerini yerine getirmeye çalışan bir kadın, ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar çalışkan, uykusuz, zeki ve yetenekli olursa olsun, kendisine ait bir şey yaratamaz. Altmış yaşına geldiğinde arkasına bakar ve geride gördüğü tek şey, tekrar tekrar silinmiş fayanslar, tekrar tekrar yapılmış yemekler, tekrar tekrar yıkanmış bulaşıklar, tekrar tekrar katlanmış çamaşırlar, tekrar tekrar tebrik edilmiş insanlar olur. Bu, soruyorum size, tekrar değil de nedir? Boş, kendinden ibaret, insanı hiçbir yere götürmeyen, ama kocaman, bence korkunç bir tekrardır bu ve maalesef ki çok zaman, insanın, ama özellikle kadının hayatı bu tekrarın, bu hiçliğin bizzat kendisidir. Bir şey yaratmak istiyorsanız, doğduğumuzda önümüze hazır halde konmuş bu hayatı bir yerinden değiştirmek