Cumhuriyet'in ilanından yalnızca bir yıl sonra. Kazanılan temel haklar. Bu hakların ışığında özellikle kadınların içinde biriken isyanın dışa vurumu. Okuduğum bu kısa roman, bana bir saatlik müthiş bir keyif verdi!
Dört yıllık içki yasağının uygulandığı 1924 yılında, Türk toplumunun içinde bulunduğu durum anlatılmaya ve anlaşılmaya değer bir dönemi ifade eder. Kadın haklarının henüz yeni yeni şekillendiği, her iki taraf için de bir hayli fırtınalı olayların baş gösterdiği ve özellikle dönemin ahlak ve yasa anlayışını sorguladığı bu kısa romanda Hüseyin Rahmi, kimi zaman öfke dolu bir dille kimi zaman argo ve hicivle açıkladığı görüşlerini okuyucularla paylaşmaktan çekinmeyen bir tavır sergiliyor.
Yüzyıllardır erkeklerin egemen olduğu toplumlarda ki, bunu Osmanlı Dönemi'nde görmemek mümkün değil, kadının fıtratı itibarıyla hor görüldüğü, eğitimden yoksun bırakıldığı, okumasının o dönemde fahişe olarak damgalandığı bir yerde; eşlerinden ayrı sokağa bile çıkamadığı kapana kısılı bir dünyalarının olduğunu hesaba katacak olursak öfke duymamak elde değil. Ancak öfke duyulan meseleler bir yana, karakterimizin romanın gidişatında savunduğu birtakım görüşleri, kendisine hak verip vermeme konusunda bize eleştiriye açık bir kapı aralıyor. Bu yüzden baştan başlayarak genel bir sonuca varmakta yarar var.
Roman, ilk başta belirttiğimiz gibi Cumhuriyet'in ilanından bir yıl sonra İstanbul'un bir semtinde geçer. İçki yasağının henüz başladığı, kimilerince haksız bir durum olarak görüldüğü bu kanun çerçevesinde, uyanlar olduğu kadar bu kuralı çiğnemeyi vazife olarak görenler de bulunur. Romanın baş karakterleri de bu vazifeyi en doğru şekilde gerçekleştirmek ümidiyle bir meyhaneye giderek geç saatlere değin alem yaparlar. Özellikle kadın karakterlerin sesi bir hayli yüksektir çünkü