Birbiri ardına geceler boyunca yıldızları seyredip durmuş ve sonunda, "yıldızların birer sözcük olduklarına" kanaat getirmiştim. Samanyolu'ndaki sayısız diğer dünyalar da, tıpkı bu dünya gibi birer sözcüktü. Sonra anladım ki, nerede olursam olayım, ister düşüncelerle dolu küçücük bir odada, ister dağların ve yıldızların alabildiğine uzayıp gittiği bu evrende, her şey beynimin içinde bitiyordu. Yalnız kalmak bir zorunluluk değil. O yüzden yaşamı olduğu gibi sevmek ve kafamızın içinde önyargılar oluşturmamak zorundayız.
Felsefe ya da edebiyat yapma, diyorlar. Aslında bence suç bizde; dümdüz insanlarla derin konular üzerine konuşabilmeyi umuyoruz. Sonrası hayal kırıklığı...
Eğer bir şey hakkında olumlu düşünür ve gerçekleşeceğine yürekten inanırsak, başarırız. Tam tersi daha baştan karamsar bakıp, yapamayacağımızı düşünürsek, olacağı varsa da olmaz. Unutmayın, hayatınız sizin elinizde şekillenen bir hamurdur!